Sofia Coppola Amerika ve dünya sinemasının en önemli ve etkili kadın yönetmenlerinin başında geliyor. İlk filmi Virgin Suicides ‘ı çektikten sonra başlayan ve üçüncü uzun metraj filmi yüksek bütçeli Marie Antoinette ile arşa çıkan ; onu küçümseyen eleştiriler hala bitmedi hatta artarak devam ediyor. Babası kült filmlerin yönetmeni Francis Ford Coppola ve yine yönetmen olan eski eşi Spike Jonze ‘ un etkisinde kalıp onların yardımıyla hep bu büyük filmleri inşa ettiğiyle ilgili eleştirilerden bahsediyorum. Tabii ki bu eleştirilerin sebebinin en büyük varoluş nedeni kadın düşmanlığı.( hele de bana sinemayı sevdiren yönetmene ha!)
Gerçekten de sinemanın erkeklerin tekelinde olmadığını , ‘büyük’ , hızlı ve tüketimi eğlenceli olan filmlerin dışında da filmler yapıldığını bana çok yakından bir bakış açısıyla anlatan yönetmendir Sofia Coppola . Filmlerinin hepsinde bir ucundan da olsa beni tutan ve filmde kalmamı sağlayan onu içselleştirip bitirdikten sonra onunla yaşamamı sağlayan bir tutam her zaman vardır. Daha yeni denebilecek bir zamanda yönetmenin son filmini izlediğimden ve onunla ilgili bir kitap okuduğumdan dolayı sevdiğim Sofia Coppola filmlerini yazmak istedim ben de.
1)Virgin Suicides 1999
1970’lerde bir Amerikan banliyösindede aileleriyle birlikte yaşayan beş kız kardeşin sırayla intihara giden hikayeleri onların mahalledeki komşu erkek çocuklarının gözünden anlatılır. Ki ben burada biraz Atıf Yılmaz’dan Adı Vasfiye’ ye benzetiyorum. Her iki filmde de biz kadını ve genç kızları etrafındaki erkeklerin gözünden öğreniriz, onlara yönetmenler kendilerini açıklama fırsatı sunmaz. Bence tam da burada kadın karakterler bir çıkmaza girerler , onları çıkmaza sürükleyen şey aslında aynıdır ataerkil , baskıcı ve kontrolcü dünyadır. Bu Vasfiye’nin kocasıyken, Bakire İntiharlar’ da kızların muhafazakar ailesi ve erkeklerin tekamülünde olan baskıcı dünyadır. Bu iki filmin sonları da benzerdir. İkisinde de kadınları merak eden ve onların gerçek dünyasını , aslında ne yaptığını ne düşündüğünü bilmek isteyen ve elde etmek isteyen erkeklerin onların ‘kaçınılmaz’ sonuyla yüzleşmesidir. Ve yenilmeleridir.

2)Marie Antoinette 2006
Bir başka beni içine çeken ve gerçek bir hikayeden uyarlama diyebileceğimiz film olan yılların ikonik kraliçesi Marie Antoinette ‘in popüler olgularla harmanlanan Sofia Copopola biyografisi. Aslında beni burada çeken iki şey olmuştu. Birincisi anlatım biçimi yani asla kendini sıkmayan ve kalıplara sığmayan bir yönetmen var karşımızda. Mesela filmde bir sahnede Convercse marka bir ayakkabı görüyoruz. Bunu okuduğum kitapta aslında Coppola’nın kardeşi Roman Coppola’nın eklediğini öğreniyoruz ama yönetmenin tercihiyle de çıkmıyor filmden. Yine eski klasik müziklerin kullanılacağını düşünerek açtığım filme çok fazla popüler ve yeni pop müziklerin kullanımı olsun, film aslına çok ‘yeni’ bir film. Ve bu bir kaç detay filme çok fazla canlılık ve yaşam belirtisi getiriyor. İkinci beni filme çeken unsur ise tabii ki Sofia Coppola’nın Marie Antoinette figürüne bakış açısı. Bir erkek yönetmen olsa çok eminim ki son sahnede klasik giyotini ve kraliçenin kesik kafasını göreceğimiz halde bu filmde son çok daha bulanık ve garip bir biçimde umut dolu. Sanki seyirci trajediyi bilmiyor ve yönetmen de bu korkunç sonla ilgilenmiyor gibi. Tek anlatmaya çalıştığı Coppola ‘nın çoğu filminde de yaptığı gibi baştan sona bir kadın karakterin dönüşümünü aktarmak. Marie Antoinette’in net bir plada çekilmiş 14 yaşında Fransa’ya bir kız çocukken kraliçe olup gelmesiyle başlayan sahneyle başlayıp , bulanık ve kasvetin hakim olduğu son sahneye kadar karakteri yargılamaması onu bir kraliçe değil de bir kadın olarak görmesi beni filmi özel kılan unsurdu bence.

3) Somewhere 2010
Baba – kız hikayesi olan bu filmi de yine bir başka filmle benzetmek gerekirse yeni izlediğim ve beni mahveden Aftersun ile yaplabilir bu. Fark ise Aftersun ‘ın bir geçmiş zamanda yaşanan bir hikaye ve gelgitleri olan mazi filmiyken , Somewhere şimdiki zamanda yaşanan daha naif bir baba kız hikayesi. Filmde babasını pek sık göremeyen bir kız ve şöhretin gölgesinde yaşayan eğlenceli ama hissiz bir hayat süren aktör babası var. Bu ikisinin kısa bir süreliğine baş başa kalmasıyla birbirlerinin hayatlarına uymaya çabalamaları ve birbirlerinin kırılma anlarına denk gelmeleriyle birlikte dönüşüm halinde oldukları bir durum söz konusu. Yalnızca bu filmi Aftersun ‘dan daha naif ve umut dolu yapan şey bence yönetmenlerinin ikisinin de ropörtajlarında babalarıyla olan iletişim ve yaşantılarından kalıntılar bulundurması olabilir. Charlotte Wells daha karanlık ve trajik bir yaşamın hikayesini sunarken , Sofia Coppola daha ‘basit’ ve katlanılması kolay bir hikaye ve sonla bitiriyor.

6 yorum
Harika bir Sofia Coppola listesi olmuş, emeğinize sağlık! Sinemaseverler için harika bir rehber niteliğinde, yeni yazılarınızı merakla bekliyorum.
Çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için.
Çok güzel yazı olmuş aşırı beğendim
çok teşekkür ederim.
Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Çok mutlu oldum sizden bunu duyduğuma.
En sevdiğim yönetmenlerden birisidir kendisi. Yazarın eline sağlık çok bilgilendirici bir yazı olmuş.