Kitap okumaya başladığınızda çoğu insan gibi eliniz ilk en güvenli eserlere yani klasiklere gider ve yavaşça en yeniye yani çağdaş döneme doğru ilerlersiniz. Galiba benim de ağır ve romantik dilden yorulup , sade, güncel dilden bir şeyler okumak istediğim dönemden olsa gerek, bugün sizlere son bir ayda okuduğum çağdaş yazarların kitaplarından bahsedeceğim. Fatıma Daas ‘SON GÖZ AĞRISI’ Otobiyografik bir ilk roman olma özelliği de taşıyan bu kitap aynı zamanda feminist bir roman. Yazarın ‘Fatıma’ isminin anlamını açıklayıp , bu isme layık olmadığını düşünmesiyle başlıyor kitap. Ve her birkaç sayfada tekrarlanıyor bu kısa söz grubu. Tekrarlanan sözler kitaba farklı bir his…
Yazar: Nazlı KELEŞ
1 tema 4 film serisine bu yazıyla başlamış olmaktayım. Bir tane film teması seçip buna herhangi bir yerden uyan filmleri inceleyeceğiz bu yazılarda. Umarım beğenirsiniz. POSSESİON /1981 ( ANDREJ ZULAWSKİ) ‘ben artık ben değilim’ Bir kadının şeytan/canavar tarafından ruhunun ele geçirildikten sonra kendini hayatının her anlamında kaybetmesiyle oluşan bir film. Filme ilk bakışta bir ilişki, aşk ve aldatma konuları etrafında dolanıyor gibi gözükse de aslında bunun altında yatan koskocaman başka bir karanlık dünyanın olduğunu gözünüze irkilircesine sokan bir anlatımı var yönetmenin. Tanrının aslında bir canavar olduğu ve bu canavarın/şeytanın herkesin içinde olduğunu ve ancak bunu kendi zaaflarına yenilen bir insanın…
EVETTT!!! Sonunda ben de izledim bu diziyi. İlk önce belirtmek isterim ki bayıldımm. Konusunu zaten bu yazıya girdiyseniz biliyorsunuzdur ama bir de ben söyleyeyim. İki hokey oyuncusunun yıllara yayılan aşk hikayesi anlatılıyor bu dizide. Spor dünyası gibi aşırı maskülen bir alanda var olmaya çalışan iki erkeğin ilişkisi bu. Dizi çok cüretkar ve cesur bir iş. Ben daha önce bu kadar düşük bütçe ile çekilip bu kadar tansiyonu yüksek bir iş daha önce izlememiştim. İlk iki bölümde çaylak hokey oyuncuları Rus İlya Razanov ve Asya kökenli Kanadalı Shane Hollander ‘ın tanışmaları ve zaman atlamalarıyla birlikte ilişkilerinin ilerlemesini görüyoruz. Asla toplumun kurallarına…
Ben kişisel tarihimde belgesel izlemeye çok yakın bir zamanda başladım diyebilirim. Son bir yılda filmden daha çok belgesel izliyorum. Bunun iki sebebi var. Biri film izlerken ki kadar kendinizi kaptırmak ve dikkat kesilmek zorunda hissetmiyorsunuz (en azından daha ‘hafif’ konulu olanlarda) diğeri ise izlerken çok şey öğreniyor ve diğer birçok şeyin farkına varıyor olmanız. Bugün size son zamanlarda beni izlerken adeta çarpmış olan belgesellerden bahsetmek istiyorum. EV KARADIR (The House is Black, 1962) İranlı şair Füruğ Ferruhzad ‘dan kelimenin tam anlamıyla şiir gibi bir film. Bir cüzzamlılar belgeseli. Gariptir ki bana inanç ve iman kavramının sinemada ve kelimede söz bulmuş…
Bu yazı fazlasıyla özel olacak benim için. Yaklaşık 13-14 yaşlarından beri adamakıllı bir şekilde kitap okumaya başladım ve okuduğum her kitap bittikten sonra ön sayfasına bitirdiğim tarih ile birlikte kısa ve asla edebi olmayan duygu bazlı düşüncelerimi yazdım. Şimdi benim için en özel olanlarını buraya aktaracağım. KÖR BAYKUŞ (SADIK HİDAYET) 6 mayıs 2020 (15 yaşındayım) Çok karamsar , kasvetli ve derin bir kitap. Geçmiş unutulmaz , her zaman insanla gelir. İnsanlar değişir ama her zaman özüne dönerler. Kesinlikle bir kaç kez daha okuyacağım nadir kitaplardan. Nasıl bir insanın hayattaki fakirlikten, bayağılıktan sıyrılıp ebediyete yaşarken vardığını anlatıyor. Anlamadığım, anlamak istemediğim bir…
Sofia Coppola Amerika ve dünya sinemasının en önemli ve etkili kadın yönetmenlerinin başında geliyor. İlk filmi Virgin Suicides ‘ı çektikten sonra başlayan ve üçüncü uzun metraj filmi yüksek bütçeli Marie Antoinette ile arşa çıkan ; onu küçümseyen eleştiriler hala bitmedi hatta artarak devam ediyor. Babası kült filmlerin yönetmeni Francis Ford Coppola ve yine yönetmen olan eski eşi Spike Jonze ‘ un etkisinde kalıp onların yardımıyla hep bu büyük filmleri inşa ettiğiyle ilgili eleştirilerden bahsediyorum. Tabii ki bu eleştirilerin sebebinin en büyük varoluş nedeni kadın düşmanlığı.( hele de bana sinemayı sevdiren yönetmene ha!) Gerçekten de sinemanın erkeklerin tekelinde olmadığını , ‘büyük’…
Spoilerli hislerimi anlattığım yazı. Şuan arkada under pressure şarkısı çalıyor .Yüzüm ıslak. Yaşlar dökülüyor. Sebebi dün izlediğim film yüzünden. Aftersun 2022 yapımı bir Charlotte Wells filmi. Sophie 11 yaşında bir kızdır, genç babası Calum ile birlikte Türkiye ‘ye tatile gelir. 90’ lardır zaman. Hissedersiniz bir iletişimsizlik vardır aralarında .Konuşurlar ama az ve öz. Daha sonra anlarız ki babası ve annesi ayrıdır. Sophie annesiyle yaşar. Babasıyla sık görüşemez. Bu tatil onun için göremediği babasına doymak ve onunla vakit geçirmek içindir. Birlikte vakit geçirirlerken bir video kamerayla kayıt altına alırlar anlarını. Bu kayıtlar filmin önemli bir kısmını oluşturur ve Sophie’nin de elinde…
Geldi çattı yılın en güzel zamanları. Sokakların cıvıl cıvıl, mağazaların süslü püslü bir sürü boş hediye kutularıyla ve indirimlerle dolduğu, insanların ise içlerinde bastıramadıkları bir tür yeniye karşı umut ve değişim hissiyle beklediği yeni yıl önümüzde duruyor. Yılbaşının kapitalist reklamlar ve dini yüzü hariç galiba insanları bu kadar kendine çekmesi ve evrensel oluşunda yatan gerçek bir arada olma hissinde yatıyor. Çünkü önümüzde olan geleceğe de birlikte hazırlanıyoruz geçmişi de birlikte arkamızda bırakıyoruz. Bunun dışında yılbaşının ayrılmaz bir parçası olan , yılbaşı teması ile hiç bir mottosu aynı olmayan bir gün daha var. 1 OCAK. Yılbaşının ertesi günü. Yılbaşında pek bir…
Hollywood’un ilk akla gelen ve en büyük film yapım şirketlerinden biri olan Warner Bros’un Netflix’e satıldığı duyuruldu. Zaten Warner Bros uzun bir süredir borç altında ve satılmak üzere duruyordu piyasada. İki büyük talibi vardı biri Netflix diğeri de Paramount .Satışın şaibeli olduğu hakkında söylentiler var. Paramount’ un daha fazla bir teklif vermesine rağmen şirketin Netflix’e verildiği konuşuluyor. Trump’ ta sürece dahil olacağını belirtti yakın zamanda. Peki bu durumun bize ve sinemaya etkisi neler olacak? Netflix ‘in aldığı kısım Warner Bros’un film-dizi stüdyoları ve HBO max . Bu da demek oluyor ki Netflix artık film-dizi sektörünün büyük bir kısmını elinde tutacak…
Netflix’te geçen ay yayınlanan, bayağı bir ses getiren belgesel Mükemmel Komşu’yu yeni ileme fırsatı buldum ve biraz önce bitirdim. Hazır görüntüler tazeyken belgesel üzerine konuşmak istedim. İlk önce bir ‘true crime’ belgeseli olduğundan zaten sonun nereye gideceğini hepimiz biliyoruz ki belgeselde baştan bunu söylüyor. Büyük çoğunluk polis kamerası görüntüleriyle oluşturulmuş. Bundan dolayı bazen çok ‘private’ anlara şahit oluyoruz. Ama aynı zamanda failin de soruşturma kayıtlarına ulaştığımız için olayı ve karakterleri bir gözlemci edasıyla izleyip polisin işin içine girdiği her alana sahip oluyoruz. Bu kayıtlara olay patladıktan sonraki dönemde mahkemenin izniyle ulaşılmış ve yönetmen de bunlardan oluşturmuş belgeseli. Sonlara doğru ‘ırkçılık’…
2020 yılından beri hayatımızın her anına işleyen Cleangirl estetiğinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bilmeyenler için ki hiç zannetmiyorum bilmediğinizi ama açıklayayım birazcık. Clean gir kavramı ; nude bir makyaj, sımsıkı bir topuz veya at kuyruğu ,tek renk veya belli tonlarda bir kıyafet, elinde Stanley omzunda Longchamp kızlardan oluşan bir gruptu. Önemli olan sadelik, temiz görünüm ve düzen. Minimalizmin stildeki yansıması diyebiliriz. Kendall Jenner ve Hailey Bieber bu stilin öncülerinden. Peki bunun faydası ve zararları biz kadınlara ne oldu? Faydası olarak belki biraz daha doğal bir görünüme kaydık. En azından eskisi gibi işe, okula smokey eye ile gitmeyen kadınlar çoğaldı. Zarar olarak…
Epstein vakası benim gördüğüm kadarıyla ABD için amerikan rüyasının özellikle gençlerin gözünde yıkımıydı. Aklı selim yetişkinler zaten yıkımı önceden görmüşlerdir diye umuyorum bir ton savaş suçu, katliam ve tecavüzlerle. Epstein kısaca bir finans zengini ama doğuştan bir zengin değil. Yavaşça ve zekice zengin olanlardan. Aynı zamanda bir Yahudi ailenin çocuğu. Sosyeteye girmesiyle birlikte Ghislaine Maxwell ile tanışıyor ve çok uzun soluklu bir ilişkiye başlıyorlar. İlişki önceleri (bildiğimiz kadarıyla)normal giderken sonraları Epstein ‘ın fazlaca garip istekleriyle başka bir boyuta geliyor. Bu istekler genç kızlar (çocukluk çağındaki) üzerinden oluyor. Ve Ghislaine’da bu istekleri teker teker yerine getiriyor. İlk önce fakir ve sorunları…