Ya şehre bir yabancı gelir, ya da uzun bir yolculuğa çıkarsınız.
İnsan hayatı kendini rutine bindirirken, düzenli döngülerin içinde yaşadığını ve bunun olması gereken olduğunu söyler. Çoğu yalnız insan, 24 saate bölünmüş pastalarında ilişki dilimlerinin açlığından şikayet eder. Bazı insanlarsa işsizlikten veya sevmedikleri işlerin parçası olmaktan, o 24 saati ne kadar hızlı yerse o kadar çabuk atlatacağını sanır. Bunalımlar ve hayatta bir anlam bulamama olguları böyle filizlenir.
İnsan tek düze hayatından şikayet ettikçe yeni şeyler deneme korkaklığı veya fazla uç cesaretleriyle adımlar atmaya başlar. Bir taraf rutinin konforunu bırakmaktan korktuğu için kaybederken diğer taraf 24 saatlik pastaları artık fırından çıkmasını beklemeden yemeye çalıştığı için kaybeder.
Ve bir sabah insanoğlu uyandığında, nötr giden hayatı gözüne pek de stabil gelmemeye başlar. O noktada var olan her şey batar. Tüm bastırılmış duygular, göz ardı edilmeye çalışılan gerçekler, ‘çözdüm’ sanılıp halının altına itilen problemler bir bir ortaya çıkar. Ve biz de sanırız ki: ‘’her şey bir anda kötüye gitmeye başladı.’’

Aslında bu koca bir yalandır. Her şeyi kötü kılmayan tek şey: insanın o süreçteki çabasıdır. Her şeyi nasıl görmek isterse öyle görmesi, gerçeği kabul ettiği noktadan sonra onu nasıl adapte edebileceği gibi.
İnsan düşmeye başladığında, bir kez bile kusurlar için gözlerini gerçekten açtığı dünyasına döndüğünde mum söner. Şimdi her şeyin kötüye gittiği dünyasında lanetler anarak uyanmaya başlar ve içinde sıkıştığını sandığı bu dört duvar arasından çıkmak ister.
Biz buna ‘’yeni sayfalar’’ deriz. İşi mi bıraksam? Taşınsam? Sevgilimden ayrılsam? Yeni bir yere çekip gitsem telefonları kapatsam? Kabul edelim ki, hepimizin yeni sayfalar serüveninin ilk satırları bunlardı. Kendi hikayemizi başlatmak için aradığımız radikal adımlar.
Yeni bir şehre taşındığınızda, farklı bir kültürle, gözlemlediğiniz yeniliklerle gerçekten de bir süre ruhunuzu besleyecek şeyleri bulursunuz. Çünkü burada kısa süreliğine de olsa ilgi odağı gerçekten sizsinizdir. Tolstoy’ un dediği gibi hem uzun yolculuğa çıkan karakterimiz vardır, hem de başkaları için şehre yeni gelen yabancımız. Bu noktada birçok insan için birçok yeni sayfa açılır, elbette.
Peki ya işinizi bıraktığınızda? O zaman da rutine binen düzeninizi terk etme cesareti bence hayran olunabilecek bir olgudur, tabii… realistik dünyada mı tartışılır. Kendinizi yeni şeyler ararken, gerçekten sevdiğiniz bir işin parçasıyken bulabilirsiniz, kendi işinizin başında olabilirsiniz, hiç aklınıza gelmeyen dallarda muazzam ekiplerle muazzam ötesi işler ortaya koyabilirsiniz. Çünkü denemeden önce bunu bilmiyordunuz.
Sevgilinizden ayrıldığınızda? Eh, bu diğer ikisi kadar çizgileri olan bir alan değil. Duygular hiçbir zaman, peşinizi bırakmaz. Bir ilişkiyi, yeniliklerin engelcisi olarak görüyorsanız zaten pek de devam etmeniz gereken bir şey yaşamıyorsunuzdur. Sevdiğiniz bir şeyi sırf yeni fırsatlar için bırakmaksa; nereye gider ve ne yaparsanız yapın muhtemelen size pişmanlık olarak dönecektir. Yeni sayfaları açmak kolaydır, ama hikayenize ait karakterleri bulabilmek hayatta sadece birkaç defa başınıza gelebilir.
Peki ya sonra? Eh, Tolstoy sadece buraya kadar anlatmış. Hikayelerin nasıl biteceğinden bahsetmemiş. Bence de en doğrusunu yapmış. Her hikâye mutlu sonla bitmez, her yeni sayfa size güzel bir başlangıç sunmaz. Bazen karakterin ögeleri değiştirmeden iç dünyasını değiştirmesi gerekir ki hikaye olsun. İşte bunu unutuyoruz.
Hikayeler bazen de karakterlerin farkındalıkları, pişmanlıkları veya umutlarıyla şekillenir. Çünkü ne olursa olsun kendi hikayenizin yazarı sizsiniz.