Kadın Olarak Bakınca: Aşk-ı Memnu’da “İyi Kadın / Kötü Kadın” Rejimi
Merhaba, ben de bir kadın olarak bu diziyi izlerken içimden “yine mi aynı hikâye” diye geçirip durdum. Türk televizyonu yıllardır kadınları ikiye bölüp duruyor: Biri melek gibi, sessiz, ezik, hastalıktan ölmeye hazır “iyi kadın”. Öbürü arzulu, cesur, tutkulu ve “ben de istiyorum” diyen “kötü kadın”. Ve tabii ki kötü kadın en sonunda ağır bir şekilde cezalandırılıyor. Aşk-ı Memnu da bu oyunun en klasik örneklerinden biri. Nihal ve Bihter üzerinden patriyarkal düzenin en net dersini veriyor: Ya uslu dur, itaat et, sus… ya da yok ol.
Nihal: Makbul Kadınlığın Ta Kendisi
Nihal karakteri, dizinin başından itibaren masumiyet, kırılganlık ve edilgenlik üzerinden temsil ediliyor. Özellikle 18., 33., 34. ve 56. bölümlerde Nihal’in Behlül’e yönelik duygularını bastırarak sessiz kalması, rahatsızlığını açıkça ifade edememesi, bakışlarını kaçırması ve bedensel olarak geri çekilmesi, normatif kadınlık performansının tipik bir örneği. Kamera onu çoğunlukla üst açıdan, yakın plan ve ağlamaklı bir hâlde gösteriyor. Sürekli bayılması, solunum problemleri yaşaması ve fiziksel zayıflığı onu korunmaya muhtaç, çocuksu bir konuma yerleştiriyor.
Dizinin mesajı çok açık: Arzunu bastır, acı çek, suskun kal, itaat et. Nihal’in ödülü? Hayatta kalması ve ahlaken lekesiz kalması. Acısı bile bir tür ahlaki değer hâline getiriliyor. Kadın olarak izlerken en çok sinirimi bozan şey şu: Acı çekmek, ezilmek, mutsuz olmak bile “iyi kadın” olmanın kanıtı sayılıyor. Tebrikler Nihal, sen patriyarkanın en sevdiği evlatsın.
Bihter: Arzulu Kadın ve Anlatısal Yok Ediliş
Bihter ise tam karşı kutup. Arzu, tutku ve özerklikle ilişkilendirilen bir kadın olarak kurgulanıyor. 24., 37. ve 48. bölümlerde Behlül’le yaşadığı yakınlaşma sahneleri, aktif özne oluşu, talepkâr tavrı ve cinselliğini saklamayışı anlatı içinde “tehlike” olarak kodlanıyor. Karanlık ışıklar, dramatik müzik, dar kadrajlar ve koyu renk kostümlerle sürekli “yasak” ve “tehdit” hissi veriliyor.
Ve final… 79. bölümde intiharı. Bu sahne benim için sadece dramatik bir son değil; düzeni tehdit eden arzulu kadın bedeninin anlatıdan tamamen silinmesi. Julia Kristeva’nın “abject” kavramı burada çok çarpıcı: Toplumsal düzeni bozan unsur dışarı atılmak zorunda. Bihter’in ölümü tam da bu – sembolik bir temizlik operasyonu. Arzulu, özerk ve tutkulu kadın yaşayamaz, çünkü normları ihlal ediyor.
Kısa Karşılaştırma Tablosu (Kadın Gözüyle)
| Özellik | Nihal (İyi Kadın) | Bihter (Kötü Kadın) |
|---|---|---|
| Toplumsal cinsiyet performansı | İtaatkâr, sessiz, edilgen | Talepkâr, arzulu, özerk |
| Arzu ile ilişki | Bastırılmış, dile getirilmeyen | Açık, görünür, eylemsel |
| Bedenin temsili | Kırılgan, çocuklaştırılmış | Cinsel, aktif, tehditkâr |
| Kamera ve estetik | Aydınlık, yumuşak, acındırıcı | Karanlık, dramatik, suçlayıcı |
| Anlatısal sonuç | Korunma, hayatta kalma | Yalnızlaştırma, intihar, silinme |
Aslında formül çok basit: Kadın ya normlara uyup ödül alacak (hayatta kalmak, “temiz” kalmak) ya da ihlal edip cezalandırılacak (ölüm, dışlanma). Dizi bunu “büyük aşk hikayesi” diye yutturuyor ama işin özü ideolojik bir eğitim. Popüler kültür metinleri yalnızca eğlence değil; toplumsal cinsiyet normlarını üreten ve yeniden üreten güçlü aygıtlar. Aşk-ı Memnu’da Nihal’in sessiz acısı ödüllendirilirken, Bihter’in arzusu ve özerkliği ağır bir bedelle cezalandırılıyor.
Kadın olarak izlerken en çok şunu düşünüyorum: Bu dizi bize “arzun varsa sus, yoksa öl” diyor. Nihal gibi ezilmeyi mi seçeceğiz, yoksa Bihter gibi risk alıp “kötü” mü olacağız? Karar bizim. Ama ekran hâlâ ikinci şıkkı hiç önermiyor.
Bu ikilik Aşk-ı Memnu’yla bitmedi; hâlâ birçok dizide, sokakta ve evde devam ediyor. Artık bu oyunu görmek ve sorgulamak zorundayız. Çünkü “sadece dizi” dedikleri şey aslında kadınlığımızı şekillendiren en sinsi ideoloji fabrikası.
Başlık Metninizi Buraya Ekleyin
Subscribe to Updates
Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.
By signing up, you agree to the our terms and our Privacy Policy agreement.

