Yükselirken Kendinle Birleşmek: Severance Dizi İncelemesi Üzerinden Kabul ve Kararlılık Teorisi
Aynı beden birbirinden farklı iki, belki daha fazla insanı içinde barındırabilir. içimizdeki sesleri duyarız ama kimlikleri olduğunu düşünmeyiz çoğunlukla.Onların görünür olması içinse kendi ortamlarını bulmaları yeterlidir.
Çalışanlarını yaşadıkları gerçeklikten tam anlamıyla koparan büyük bir şirketin, tüm hafızalarından arınmış yalnızca verilen görevi yapan insanların olduğu ofislerin hayali ama çok gerçekçi dünyası. Kendisi olarak binaya giren karakterler, asansör içinde çalıştıkları kata ulaştıklarında, yaşadıklarının dışındaki benlikleriyle hayatlarına devam ediyorlar. İki farklı kişiliği paylaşan bedenin farklı günün farklı zamanlarında yaşayabilecekleri sınırsız olabilir. Çalışma hayatında bambaşka biri olan karakterler. Ofislerin kişisel veya belli kesimlere hitap eden dekoratif eşyaları yok. Yapılması gereken işten başka aklın yoğunlaşabileceği her şey sınırlanmış durumda. Dahası işin tanımı çalışanlardan gizli tutuluyor.. Çalıştıkları saatler içinde ne yaptıklarını bilmemeyi kabul edecek kadar sıkıntı yaşayan insanların hayatının hikayesinden daha fazlası kurgulanmış aslında.
Üzerinde durmak istediğim kısım ise ayrışabilen zihin. Yaşadığımız olaylar, çevreden yükselen sesler, görsel tüketimi hat safhada yaşadığımız ekranlardan içimize sızan şeyler bakış açılarımızı oluşturuyor. Ve içeride dış dünyaya ait olmayan iç yaşantılar var. Zihnimizdeki olumsuz deneyimlerden ayrışmış olarak yaşayabilseydik şuan hayatımızda neler farklı olurdu?
Bir çalışma sistemi kuruluyor. Her şey düşünülmüş, geliri oldukça iyi ve sadece bu sistemin parçası olman isteniyor. Böyle bir çalışma hayatının devam etmesi mümkün mü?
Dizide anlatılmak istenen aslında zihinde yaşanan her şey yalnızca zihinde yaşanmıyor. Fiziksel olarak hafızanın belli kısımlarını gün içinde kapatıp açıp kapatmak mümkün olsa bile duygusal birikimi yok edemeyiz. Yani hatırlamasak bile kısa sürede iyi veya kötü yaşanan olayların insan doğasında duygusal varlığı devam ediyor. Önemli olan tek başına zihni veya tek başına duyguları kontrol etmek değil, duyguların ve düşüncelerin aynı zamanda kontrolden çıkmaması için çabalamaktır. Tüm bunların yanında içsel dürtüler de var elbette. İnsan çok karmaşık bir canlı olduğunu biliyoruz, en az kendi beyni kadar.
Dizinin özellikle ikinci sezonunda, kişilerin hafızalarından ayrışmış içsel kimliklerinin, kendi hayatları için savaştığını izliyoruz. Kulağa bilim kurgu içeriği gibi geliyor ama değil. Yaşayan ikinci kişilik sanal gerçekliğe aktarılmış bir karakter değil, aynı bedende yaşayan ve yaşamaya devam etmek isteyen insan. Aynı bedende yaşayan iki insan da eşit derecede yaşama bağlı kalmak istiyor. Bazen kimin daha çok hakkettiğini sorguluyorsunuz. Bu ikilem yalnızca ana karakter üzerinden aktarılmıyor, diğer karakterlerin de içsel-dışsal çatışmaları, hepimizin hayatlarına aslında oldukça yakın.
Çünkü çoğumuz isteklerimiz ve zorunda bırakıldıklarımız arasındaki gerilimde yine de isteklerimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Üzerinde daha fazla durulmayı hak eden bir konu var bu noktada; duygusal hafıza. Bugün yaptıklarımızın önemli ölçüde şekillendiricisi konumunda. Severance dizisinin izlemeye sunduğu dünya gerçekten zihin açıcı ancak hafızanın acı veren yanlarından ayrışmalarıyla karakterlerin daha mutlu olduklarını görmüyoruz. Ki tamamen ayrışamadıkları aktarılıyor. İçindeki her şeyden bağımsız ama sen sen yapan en öz değeri yaşayan kişiyi bulma fikri çok güzel. Daha güzel olanı ise bunun için duygusal hafızanın acı veren kısımlarını yok etmek gerekmiyor.
Keşke hiç yaşamasaydım demenin, o anki sıkıntıyı daha fazla beslediğini ve hatırladıkça sıkıntı yaşamamış olmanın vereceği rahatlıktan mahrum kalmış gibi hissettiğinizi fark ettiniz mi? Zihinsel, bedensel, duygusal yorgunluğun hayatımıza olumlu etkilerini bulabileceğimizi hiç duydunuz mu?
Yeni dönem psikolojik terapi yöntemlerinden biri olan Kararlılık ve Karalılık Terapisi(Acceptance and Commitment Therapy) bu konular üzerine insanlara yardımcı oluyor. En büyük amacının kişisel tercih noktalarımızı belirleyip onlara göre yaşamaya olanak sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. Mantıksal zihin ve duygusal zihin ya da belki içsel ve dışsal kimliklerimiz arasında kalmadan dünyamızı inşa edebiliriz.
Kısaca Kabul ve Kararlılık teorisi nedir:
‘’… danışanlara dünyayı daha yeni ve anlamlı bir şekilde deneyimlemeyi önerir. Böylece birçok tuhaf şey de mümkün hale gelir: Acınıza doğru dönebildiğinizde yaşamınız gelişir, bir kazanan ilan etmeden çelişkili düşünceleri kucaklayabildiğinizde sonuç olarak orada büyük bir tutarlılık ve anlayış bulabilirsiniz…
Böyle bir yolculuğu mümkün kılan şey psikolojik esnekliğin sağladığı yaşam canlılığıdır.’’
Sonuç olarak, biliyoruz ki hafızayı susturmak mümkün de değil çözüm de değil. İçimizdeki sesleri, istekleri, acıları, hazları duyarak yola devam etmek aradığımız şey olabilir. Mesela ulaşım aracı olarak sadece bisikletin tercih edildiği bir şehirde yaşadığınızı hayal edin; kendine ait zorlukları olsa da rüzgarı, sesleri, kokuları kaçırmamaktan daha çok keyif almak gibi. Aslında ardığımız şey, şiddetli rüzgardan sığınmak değil, olduğumuz yere sağlam tutunmak ve çoğu insanın söylediği gibi rüzgarı arkamıza almak olabilir.
KAYNAKÇA:
ACT’i Kolay Öğrenmek, Russ Harris