A. Teoride Kent
“Kent özgürleştirir.” Sözü Ortaçağ Avrupası’na ait Almanca bir sözdür. Aslında kentten ziyade kent havasından bahsedilmektedir. Cümlenin uzun hali ise “Kent havası 1 yıl ve 1 gün sonra özgürleştirir.” şeklindedir. Burada o dönem kast edilen şey serflerin kırsal alandan kopup kentlere gelmesi halinde yaşayacakları senaryodur (Altun, 2019.). Bu ifade –pek uygun olmasa da- bağlamından koparılıp değerlendirilmeye çalışılırsa önce kentin ne demek olduğu sorgulanmalıdır. Kent kavramı Yunanca’da politika kavramının kökünü oluşturan polis kavramına çevrilebilir. Siyaset Aristoteles’e göre polisin idari işleri olarak algılanabilir. Siyaset de Aristoteles’e göre köyde, doğa ile karışık alanda değil kentte yapılır ve kentte gelişir. Tarihsel ilerleme kentte gerçekleşir ve doğa durağanlığın, döngüselliğin, değişimsizliğin alanıdır. İnsanlar öze sahip tarih üstü veya tarihi aşan bir varlık olarak algılanmadan değerlendirileceklerse bu varlıkların bir tarihe ve coğrafyaya, bir zamana, topluluğa, topluma ve mekana doğduğu söylenebilir. Bu noktada insanın evrenin merkezindeki yüce bir varlık olmadığı, bu anlatıdan uzak bir varlık olduğu göz önünde bulundurulduğunda insan önce doğa ile mücadele etmiştir. Şu anda bilim; doğa bilimleri ve sosyal bilimler olarak ayrılabilmektedir. İnsan da kendisini doğadan ayırmaya veya doğaya karşı üstünlük kurmaya çalışmıştır. Bu yüzden surlar aracılığıyla kendisini doğadan ve öteki olarak gördüğü unsurlardan ayırmıştır. Bu durum kimlik inşasına ve aidiyet unsuruna da ortam hazırlamaktadır. “Biz”in kim olduğunu tanımlayabilmek için ötekilerden bizi ayırt edecek unsurlara ihtiyaç vardır. “Öteki” bu anlamda kurucu bir niteliğe sahiptir. Siyaset ve kent bu noktada “Biz” ve “Öteki” veya “iç” ve “dış” olanı belirlemektedir. Kimin tanınacağını ve kabul edileceğini, kimin göz ardı edileceğini, günah keçisi, düşman veya Agamben’in ifadesiyle “homo sacer” olarak ilan edileceğini, “Romalılar” ve “barbarlar” ayrımını belirler. Atina da, Roma da kendini “öteki” olanlardan üstün görmüş, kendisini onlardan ayırt etmiş ve bununla beraber aidiyet hissini “gurur” duyulacak bir unsur olarak görmüştür. İnsanı doğal olandan ayıran şeylerden biri de kültürdür. Kültür “doğada bulunmayan” anlamında kullanılagelmiştir.

Kentin Arapça’daki karşılığı ise “madina” dır. Medine kavramı medeniyet kavramının da kökenini oluşturmaktadır. Medeniyet kavramı da şehre ait olan olarak düşünülebilir. Yani içerdeki olan, “biz”e ait olandır. Bu da kültür, siyaset ve şehir kavramları ile ilişkilendirilebilir. Tarih ilerledikçe insanlar, topluluklar, toplumlar bazı şeyleri unutur, bırakır veya reddederken bazı şeyleri dönemin şartlarına uyumlu hale getirecek şekilde tutar, sürdürür. Bu durum kültürün ve medeniyetin yeniden üretimini ve gelecek nesillere aktarılmasını, miras bırakılmasını sağlar. Kimi zamanlarda ise bunlar icat edilir. Bu bir yandan rızanın devşirilmesini ve meşruiyet üretimini de sağlar.

Tüm bunlar düşünüldüğünde kent, insanları doğa durumundan, normların olmadığı acımasız ve öngörülemez doğadan ayıran, koruyan, insanlara bir konfor alanı sunan ve pozitivist açıdan düşünüldüğünde (“İnsanlar öğrenebilir, biliyorsa idare edebilir, hakimiyet sağlayabilir, kontrol edebilir, denetleyebilir, müdahale edebilir.” anlamında) insanların kontrol edebildiği, müdahale edebildiği, inşa edebildiği, bildiği, denetleyebildiği, istikrarlı ve daha uzun vadeli bir hayat geçirebildiği, siyasi, iktisadi ve toplumsal çoğulculuğun, katılımcılığın daha nitelikli ve daha yüksek olduğu, normlara, öngörülebilirlik sağlayan kurallara, belirsiz olmayan bir iş bölümüne, hak ve sorumluluklarla ilgili sınırların belli olduğu ve kurallar aracılığı ile insanların haklarının korunduğu, insanların yargı, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere ulaşabildiği, gelişime ve ilerlemeye açık bir alan olarak düşünülebilir. Dolayısıyla kent keyfiyet ve serbestiyetten kurallar aracılığı ile güvenli ve özgür bir hayata ulaşılan bir yerdir. Yani teoride kısaca kent özgürleştirir.

B. Pratikte Kent
Pratiğe bakıldığında ise bunların “Amerikan Rüyası” denilen şeyden ibaret kaldığı da gözlemlenebilir. Devlet, insanların eşitsiz bir şekilde mücadele ettiği bir zemindir. Sınıflardan, insanlardan ve siyasetten azade değildir. Tarihi aşan bir “kurucu” da değildir. Kökleri semada görülen ve bir tarih üstü bir karizmaya sahip olan devlet kimilerine çiçeklerini ve meyvelerini verirken kimilerine ise acı ve zehirli meyveler de verebilmektedir (Argın, 2009, s. 84-85.). Dengeyi oluşturan 2 veya çok sayıda kutup birbiriyle eş güçte değildir. Dolayısıyla ne devlet pasiftir ne de insanlar. Kent içerisinde de eşitsizlik söz konusudur. Her kent birbiriyle aynı olmadığı gibi kentin kendi içerisinde de eşitsizlik söz konusudur. Kentin en çeperinde kalan yerler ile en merkezinde kalan yerler aynı şartlara sahip değildir. Bu durum, ismi sanki Aziz Augustinus’un yeryüzünde cennet ve tanrı kent tartışmalarına bakılmış gibi konulmuş olan Tanrı Kent (Cidade de Deus) isimli bir filmde de işlenmiştir. Film, Brezilya’da Rio de Janeiro’nun gelişmesi sonucu oraya akın akın göçmeye başlayan vatandaşları artık şehrin kaldıramaması ve kentin çeperinde “favela” denilen, gecekondu mahallelerinden daha kötü durumda olan, devletin sağlık, eğitim, emniyet gibi hizmetlerinden ve toplumdan uzak bir bölgesindeki sorunları, çatışmaları ele almaktadır. “La Haine” isimli filmde de Fransa’nın banliyölerinde kalan göçmenlerin banliyölerde yaşadığı çatışmalar, sorunlar ve devletin onlara bakış açısı gösterilmektedir. Sıfır Bir isimli filmde de Adana’dan İzmir’e taşradaki sorunlarından, çatışmalarından kaçmak için göç eden bir grubun İzmir’de de huzura kavuşamaması, “Herkes sussa biz susmah!” deyip kendini başka eşitsiz mücadelelerin ve çatışmaların ortasında bulması işlenmiştir. Rüyaları, hayalleri çabucak sona ermiştir. Bereketli Topraklar Üzerinde isimli filmde de köyde yaşadığı geçim sıkıntılarından sonra çalışmak için Adana’nın şehir merkezine göç eden binlerce erkeğin şehir merkezinde kötü şartlarda çalışma, yaşama ve tutunma çabaları, diken üstü hayatları, Umut isimli filmde de şehirde teknolojinin gelişmesi ve araba kullanımının artmasına bağlı olarak atla taşımacılık yapmaya çalışan Cabbar’ın işine talebin azalması, atına araba çarpması sonucunda atı ölen Cabbar’ın şehirde geçimi için tutunma çabaları ama “Tutunamayanlar” içerisinde yer alması, Cabbar’ın atını öldüren zengin sürücünün el üstünde tutulması ve Cabbar’ın temsil edilmeyip, anlaşılmayıp dışlanması, Cabbar’ın elindeki paraya göz diken başka fakir işçiler ile olan gerilimini, Cabbar’ın tüm parasını, umudunu sayısal lotoda ve gömü aramak için kullanması işlenmektedir.



Kentin arabesk müziğe, bilgisayar oyunlarına, dizilere, çizgi dizilere, Ezel gibi dizilere, “İstanbul benim.”, “Ey İstanbul! Sen mi büyüksün yoksa ben mi büyüğüm?”, “Ben İstanbul’u tanımıyorsam İstanbul da beni tanımıyor.” diyen karakterlere, edebiyata yansıyan yanları vardır ve çekici yanlarına bakıldığında şehir almadan veren, elde edilebilen bir varlık, hatta bir kadın olarak ele alınabildiği gibi kimi çizgi dizilerde, Ezel gibi kimi dizilerde, Orhan Gencebay’ın şarkıları gibi kimi şarkılarda ise sitem edilen bir varlık olarak ele alınır. Attack on Titan gibi çizgi dizilerde şehir, sur içerisindeki eşitsizlik de gözler önüne serilmektedir. Kimi yerlerde talepkâr ve eril dil ile anlatılan şehrin kimi yerlerde sitem edilen bir dil ile anlatılması durumu eşitsizliklerden, modernleşmeyle beraber insanların kısaca kentlere yığılmasından kaynaklanır. “Ben de isterem.” şeklindeki ifade şehre net bir şekilde talepkâr yaklaşımdır (Gürbilek, 2004, s. 11-22.). Bastırılanın geri dönüşüdür.

C. Amerikan Rüyası vs Amerikan Kabusu
Amerikan Rüyası’ndan kast edilen şey ABD’nin fırsatlar ülkesi olarak algılanması, ABD’ye gidenlerin kendisini ileride başarılı ve milyoner girişimciler olarak algılamasıdır. Tünelin sonunda bir ışık görmektedirler. Ancak ABD’de Chicago gibi yerlerde altyapı ne kadar gelişmiş olsa da Chicago’ya Chiraq lakabı takılmıştır. Çünkü Chicago’da birbirlerini öldüren siyahi rapçilerin sayıları Irak’ta ölen ABD askerlerinden daha fazladır. Kimi rapçiler hayal bile edemediği zenginliklere ulaşıp bunu şarkılarında paylaşırken kimi rapçiler ise gettolaşmalar sonucunda mahalle kavgalarında, sokak çatışmalarında genç yaşta bir anda öldürülebilmektedir (Mind Vortex, Cinayetlerin Başkenti: Chiraq, 22 Temmuz 2021, https://www.youtube.com/watch?v=yCE5kE8DTI4&t=2s). Kimileri Wall Street’in kurdu olurken kimileri ise evsiz yaşamakta ve uyuşturucu bağımlısı olmaktadır. GTA 4’te de Yugoslavya’dan ABD’ye geçen Nico Bellic’in yaşadığı hayal kırıklığı, suç hayatından kurtulamaması ve kültür şoku işlenmektedir.

D. Sonuç
Kısaca bakıldığında kent de köy de eşitsiz mücadelenin yaşandığı bir alandır. İkisinin de kimileri için olumlu, kimileri için olumsuz yanları vardır. Kent ne herkes için rüyadır. Ne de herkes için kabustur. Kent de köy de bazıları için rüya, bazıları için kabustur. İnsanlar nice umutlar ile köyden kente göç etmiştir. Ama kente göç ettiklerinde de herkes aradığını bulamamıştır. Hayata tutunmak, şehirde refah içerisinde yaşamak için kimileri kumar bağımlısı olmuş, kimileri çetelere katılmış, kimileri akrabalık bağlarını kullanıp gecekondu mahallelerinde kalıp fabrikalarda çalışmış, kimileri zenginliği ve itibarı kullanıp başka rakipleri hileli ihalelerle, kanlı çatışmalarla, zorbalıkla, zenginliğine zenginlik, rantına rant katmış, kimileri bu uğurda ölmüş, kimileri bu uğurda başkalarının maşası olmuş, kimileri ömrünü bu yolda tüketmiş, kimileri vatandaşlık kimliğini benimseyip yasal yollarla yaşamaya çalışmış ve geçim konusunda diken üstü bir hayat geçirmiş, kimileri öyle ya da böyle kamu kurumlarına girmiş ve görece daha rahat bir hayat yaşamış, kimileri küçük, orta büyüklükte bir dükkanda esnaf olarak hayatını sürdürmeye çalışmış. İşte aynı kent içerisinde ne kadar çeşitli yaşamlar var. İstanbul’da Fatih başka Harbiye başka. Yan yana olan Ataköy ve Şirinevler arasındaki farklar o kadar fazla ki o 2 yeri birbiri ile birleştiren üst geçit sanki aynı zamanda o 2 yeri birbirinden ayıran bir görünmez duvar veya cam tavan (glass ceiling) gibi bir işlev görüyor. Sanki o üst geçit Şirinevler’de yaşayan insanlara “Karşınıza, dibinizdeki Ataköy’e iyi bakın. Çünkü burada yaşamayı rüyanızda bile göremezsiniz. Size biçilen hayat Şirinevler’de veya Şirinevler’e benzer yerlerdedir. Oralardan kurtulamazsınız. Daha iyi bir yere gidemezsiniz.” diyor. Kimi insanlar kenti elde ettiği saldırgan hayaller kurarken kimileri ise aynı kente sitem etmektedir. Çünkü kent, imkanı olanlar için bir rüya iken Nöbetleşe Yoksulluk isimli kitapta da anlatıldığı gibi kent yoksulları için bir kabustur.




Kaynakça
Argın, Ş. “Türk Aydınının Devlet Aşkı ve Aşkın Devlet Anlayışı”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt 9 – Dönemler ve Zihniyetler içinde, ed: Ömer Laçiner, (İstanbul: İletişim Yayınevi, 2009), s. 84–111.
Gürbilek, N. Kötü Çocuk Türk, (İstanbul: Metis Yayınları, 2004), 2 baskı, s. 11–51.
Mind Vortex, Cinayetlerin Başkenti: Chiraq, 22 Temmuz 2021, https://www.youtube.com/watch?v=yCE5kE8DTI4&t=2s
