The Substance: İçindeki “Cevheri” Ortaya Çıkarmak
Coralie Fargeat’ın yönetmenliğini yaptığı The Substance (Cevher) filmi 21. Yüzyıla damga vuran en başarılı işlerinden bir tanesi. Günümüzün güzellik standartları ve mükemmel kadın profili konuları ile çok yakın bağlantı kuran bu film öte yandan bir insanın kendi dur noktasını bulamadığı zaman nasıl bir canavara dönüştüğünü izlettiriyor. Film 2024 yapımı ama hala bu filmi izlemeyenler var ise aman dikkat mideniz hassas ise sizi çok sarsabilir zira insan anatomisi içi açılınca dışarıdan bakıldığı kadar estetik değil.

Bir zamanlar şöhreti, Hollywood Şöhretler Kaldırımı’nda bir yıldıza sahip olacak kadar büyük olan Elisabeth Sparkle bir sabah fitness programının sunucusu olarak karşımıza çıkıyor. Fakat artık Hollywood için fazla “yaşlı” ve “kırışık” olduğu gerekçesi ile yerine daha “genç” ve “taze kan” getirilmek üzere programdan kovulur. Her gün aynada kendine var derin çizgilerine bakarak yaşlandığı her saniyeye lanet eden yıldızımız Sparkle, Cevher denen madde ile tanışır. Daha sonrasında daha iyi bir benlik yaratmak adına adeta Doktor Faustus tadında şeytani bir anlaşma yapar. Bu ürün ona kendisinin daha iyi bir versiyonunu yaratması için bir fırsat sunar. Tek kullanımlık bir doz olan Cevheri vücuduna enjekte ettikten sonra kendi omuriliğinden daha genç ve dinamik bir benlik doğurur (Sue) ve bu sayede kovulduğu eğlence sektörüne devam eder, sadece başka bir bedende. Ancak, Cevher’in çiğnenmemesi gereken kuralları vardır. Örneğin kendi benliğini sadece bir kez yaratabilir. Her yedi günde bir genç hali ile yer değiştirmesi gerekir ve bu yedi gün boyunca diğer benliği her zaman beslemelidir. Yedi gün boyunca birisi hayatta kalırken diğeri uyur. Bu kurallar için geçerli hiçbir istisna yoktur ve denge çok önemlidir çünkü matrix (ana beden/benlik) yaşadığı sürece diğer benlik devam edebilir.

Filmdeki Sue karakteri (Margaret Qualley), idealize edilmiş bir güzellik anlayışını temsil ediyor. Neon renkli spor kıyafetleri, parıldayan rujları, pembe parlak far paleti, büyük küpeleri ile çok daha “feminen” bir kadın oluyor. Ancak bu genç, kusursuz beden Hollywood sektörü için yalnızca bir objeye dönüşüyor. Sue’nun egzersiz videoları özellikle vücut hatlarına odaklanarak, Harvey (programın yönetmeni) gibi yöneticilerin ve endüstrinin kadın bedenine nasıl baktığını ve onu nasıl fetihleştirip satmaya çalıştığını gözler önüne seriyor. Fargeat, yani film yönetmenimiz burada, gençliğin ve güzelliğin abartılı resmini, endüstrinin kadınları nasıl tükettiğine vurgu yapıyor. Kadınların güzellik standartlarına uymak zorunda olduğunu yoksa sektörde hiçbir tutunacak dallarının olmadığı fikrine kapılıyoruz filmi izlerken. Elisabeth karakterinin her zaman siyah göz makyajı ve koyu kırmızı rujla görürken Sue’nun her zaman pespembe, parlak ve canlı renklerle makyaj yaptığını görüyoruz çünkü kırklarında olan bir kadının ağırbaşlı olması ve “yaşına uygun” davranması, giyinmesi ve makyaj yapması beklenir.
İlk başlarda dengeyi korumaya çalışan Elisabeth’in döngüsü bir gün diğer benliğin bir günü daha uyanık geçirmek istemesi ile bozuluyor. Her gün bir doz matrix’ten omurilik sıvısını kendi vücuduna enjekte eden Sue, yedi günlük süreyi sekiz güne çıkardığı için Elisabeth’in vücuduna geri dönüşü olmayan bir çürümeye yol açıyor. Yani Sue diğer beden olarak ana bedeni ve ana maddeyi sömürdükçe onun trajik sonunu getirmiş oluyor. Bir sabah parmağındaki çürümeyle uyanan Elisabeth çareyi Cevher için ilk aradığı numarayı aramakta buluyor ve diğer benliğin dengeye saygı duymadığını bu yüzden kendisine zarar verdiğini belirtiyor ama aldığı tek cevap “Diğer benlik diye bir şey yok, ikisi de sensin.” Tek bir bilinci paylaşan iki farklı vücut belirli periyodlarda uyanık kaldığı için belirli bir zaman sonra Elisabeth ve Sue arasındaki ilişki vahşi bir rekabete dönüyor. Bana kalırsa burada biraz da Gen Z adı altında bir kuşak çatışması da konu ediliyor. Evin düzenini, dekorasyonunu hatta bütün gardırobunu yenileyen Sue Elisabeth’in eski bütün eşyalarını bir kutuya kaldırarak üstüne “Elisabeth’in eski çöp eşyaları” yazıyor. Z kuşağının estetik algısı, güzellik ve moda takıntısına da bir gönderme yapılıyor. Eskiye dair hiçbir şeyi beğenmeme veya eskiden kalma güzel şeyleri mutlaka ve mutlaka deforme edilmiş halleri ile sunmak Z kuşağının kendini ifade etme biçimlerinden bir tanesi. Elisabeth ise tam olarak bunu yapıyor. Y kuşağı zihniyetini Z kuşağı bedenine taşıyor. Ayrıca filmin Türkçeye çevrilirken “Cevher” olarak çevrilmesi de bence filmin ana fikri ile çok uyuşuyor çünkü Elisabeth tam olarak kendi kendini doğuruyor yani kendi içindeki cevheri dışarıya çıkarıyor.

Filmdeki ihanet en başında Elisabeth’in kendi öz benliğinden nefret ettirilmesi ve sağlığını hiçe sayması yatıyor. Her ne kadar Sue’nun kendini kontrol edemediğinden yakınsa da aslında Sue’nun toplum tarafından onaylanan bir insan olmasıyla birlikte yine kendi bedenine ihanet eden Elisabeth’in ta kendisi. Hatta öyle bir noktaya geliyor ki omurilik sıvısını bitirdikçe vücudu her gün daha da çok çürüyen Elisbeth’i, yani matrix’i görmemek üzere banyonun duvarları arkasına gizleyip üzerini kapatıyor. Yani yine kendi bedeninden nefret etmeye başlıyor.
2025 yılının sonuna gelmişken hala çoğu zaman, vücudumuzun yeterince iyi olmadığına dair hissettiklerimiz, toplumdaki gerçekçi olmayan güzellik standartlarından kaynaklanıyor. The Substance filmi, Elisabeth’in profili ile anlatılmak istenen hikâyeyi nokta atışı ile tamamlıyor: Zira karakterimiz, geleneksel güzellik standartlarına uymak için giderek daha radikal önlemler alırken deliliğe sürükleniyor ve en sonunda bir canavara dönüşüyor. Bana kalırsa bu durum, günümüzdeki botoks, dolgu ve estetik cerrahi çılgınlığına yapılmış bir gönderme. Dünyaca ünlü isimlerin yıllar içindeki değişimlerine sadece birkaç dakika göz atmak bile, kaç tanesinin toplumun çekici kabul ettiği görünüme uyum sağlamak için plastik cerrahiye başvurduğunu görmeye yeterli oluyor. Tıpkı filmde olduğu gibi, gerçek hayatta da bu işlemlerin sonucu sık sık hüsranla bitiyor ve kadınlar başladıkları halden daha kötü bir döngüye giriyorlar.

3 yorum
Elinize emeginize saglik, gercekten cok akici, samimi ve dusundurucu bir yazi olmus. Filmin temasini hem cok guzel ozetlemissiniz hem de guzellik algisi ve insanin kendiyle savasi uzerinden cok guclu yorumlar katmissinz. Hollywood filmlerindeki ve hatta setlerindeki kadin algisina karsi bakis aciniz cidden okumaya deger. Okurken hic sikilmadan sonuna kadar geldim, dili de cok icten. Devamini merakla bekliyorum Gizem hanim.
Merhaba Ali bey. Samimi ve içten yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sizleri mutlu edebildiysem ne mutlu bana. En kısa zamanda başka yazılarda görüşmek üzere.
Çok güzel bir yazı olmuş.