Sürdürülebilir Beslenme Nedir?
FAO( The Food and Agriculture Organization) ve WHO( World Health Organization)’a göre sürdürülebilir beslenme, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemleri korumayı, doğal kaynakların ve insan kaynaklarının verimli kullanımını, diyet kaynaklı bulaşıcı olmayan hastalık riskinin azaltılmasını amaçlar. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme; bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal iyilik halini destekleyen, beslenme açısından yeterli ve güvenli, kültürel olarak kabul edilebilir, erişilebilir ve karşılanabilir beslenme örüntülerini ifade eder. Bununla birlikte gezegen sağlığının korunmasına da katkı sağlar.
Bu diyetler düşük çevresel etkiye sahiptir, günümüz ve gelecek kuşakları için gıda ve beslenme güvenliğini güçlendirir. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme, sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını bir arada ele almalıdır. Bu kapsamlı bakış, karşımıza ‘’One Health’’ kavramını çıkarmaktadır.
One Health Nedir?
One Health; insan, hayvan, bitki ve ekosistemlerin sağlığını bütüncül bir şekilde ele alan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ile tüm canlıların ve ekosistemlerin birbiriyle bağlantılı olduğu kabul edilir. Bu nedenle toplumu temiz çevresel kaynaklar, güvenli ve besleyici gıda, iklim değişikliği gibi konularda birlikte çalışmaya teşvik eder. One Health hastalıkların önlenmesi ve kontrolü, tarımsal gıda sistemlerinin sürdürülebilirliği gibi pek çok küresel sorunla başa çıkmada temel bir yaklaşımdır.
Konuya evrimsel açıdan bakıldığında insan, doğası gereği hayatta kalma ve üreme gibi temel güdülerini yerine getirmek amacıyla ‘’kendi çıkarını gözetmek’’ veya daha basit bir şekilde ‘’bencil’’ olmak durumundaydı. Günümüzde ise, bu bencil kimliğinden sıyrılarak kendi sağlığının yanında diğer canlıları ve çevreyi de düşünmek zorunda olduğunu fark etmektedir. Bu konuda, sürdürülebilir beslenme planlarının arayışıyla birlikte tarım, sağlık ve çevre odaklı pek çok kuruluş da farkındalık geliştirici uygulamalar yapmaya devam etmektedir. Bizlerin de bireysel olarak görevi, konu hakkında daha çok bilgi edinerek farkındalık kazanmak ve yaşam tarzımızı buna yönelik olarak şekillendirmektir.
Bu konu hakkında farkındalık kazanmak isteyenler, FAO tarafından ücretsiz olarak verilen Introduction to One Health kursuna katılarak bilgi edinme noktasında bir adım atabilirler. (Introduction to One Health | FAO VLCs)
Israrla Tekrarlıyorum: Sürdürülebilir Beslenme Neden Önemli?
Tıpkı hayatımızdaki diğer ilişkilerimizde olduğu gibi, doğayla da alma-verme dengesini kurmalıyız. Doğadan aldıklarımızı yerine koyabilmeliyiz ki gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakalım. İşte, bu dengeyi kurmak sürdürülebilir beslenmenin neden kritik olduğunu gösteriyor:
Birey Sağlığı: Fiziksel, zihinsel ve sosyal refahı destekler.
Büyüme ve Gelişme: Tüm yaşam evrelerinde optimal gelişimi sağlar.
Malnütrisyonu Önleme: Yetersiz beslenme, mikro besin ögesi yetersizlikleri ve obeziteyi azaltır.
Hastalık Riskini Azaltma: Bulaşıcı olmayan kronik hastalıkları önler.
Düşük Çevresel Etki: Doğal kaynakları korur, çevreye zarar vermez.
Biyoçeşitlilik ve Gezegen Sağlığı: Ekosistemleri ve gezegenin sağlığını destekler.
Erişilebilirlik ve Eşitlik: Herkes için uygun, güvenli ve adil beslenme sağlar.
Kültürel Uyum: Yerel ve kültürel olarak kabul edilebilir.
Küresel Hedefler: Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne, özellikle açlık, sağlık ve iklim hedeflerine katkı sağlar.
Çift Piramit Modeli: Besinlerin Çevresel Etkileri!
Günümüzde artan dünya popülasyonu ve besin gereksinimleriyle birlikte doğal kaynaklar hızla tükenmektedir. Bu nedenle hem sağlıklı hem de çevreci beslenme modelleri üzerine çalışmalar artmaktadır.
Bu konuda, BCFN(Barilla Center for Food and Nutrition) tarafından geliştirilen Çift Piramit Modeli karşımıza çıkmaktadır. Bu modelde, sol tarafta bulunan piramit beslenme açısından tavsiye edilen gıdaları göstermektedir. Bu piramitte, piramidin en büyük olan taban kısmı, beslenmede tüketimi öncelikli olan bitkisel besinlere işaret etmektedir. Piramidin en küçük tepe kısmında ise daha az tüketilmesi önerilen tatlılar ve hayvansal kaynaklı besinler bulunmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı sol taraftaki piramit, UNESCO tarafından İnsanlığın ‘’Somut Olmayan Kültürel Mirası’’ olarak kabul edilen Akdeniz Beslenme Modeli’nin özellikleriyle benzerlik göstermektedir. Sağ tarafta yer alan piramitte ise, tabandan tepeye doğru gidildikçe besinlerin( sol taraftaki besinlerle aynı hizada olacak şekilde) çevresel etkisinin arttığı gösterilmektedir. Özetle, bu piramit beslenme açısından daha fazla tüketilmesi önerilen besinlerin daha az çevresel etkiye, daha az sıklıkta tüketilmesi önerilen besinlerin ise yüksek çevresel etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Bu noktada Akdeniz tipi beslenme, Nordik tipi beslenme ve DASH diyeti gibi bitkisel besinlerden zengin beslenme modelleri çevre üzerinde daha az çevresel etki göstererek öne çıkmaktadır. Çift Piramit modeliyle uyumlu olan Akdeniz Diyeti, hem insan sağlığı açısından hem de çevresel açıdan faydalı olması nedeniyle bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye için yerel, kültürel, sürdürülebilir bir beslenme modelidir.
Akdeniz Tipi Beslenmeye Daha Yakından Bakalım!
- Akdeniz tipi beslenme, bitkisel temelli bir beslenme modelidir.
- Kurubaklagiller, yağlı tohumlar, tam tahıllar, meyve ve sebze gibi bitkisel kaynaklı besinler ön plandayken; kırmızı et, işlenmiş et ve rafine şeker kısıtlanmaktadır.
- Süt ve süt ürünleri, yumurta, balık ve beyaz et ise ılımlı miktarda önerilmektedir.
- Temel yağ kaynağı olarak ise zeytinyağı içermektedir.
- Yemeklerde baharat, otlar, soğan ve sarımsak gibi bileşenlerin kullanımı da tuza olan gereksinimi azaltmaktadır.
- İçecek olarak su ve bitki çaylarının tercih edilmesi önem taşımaktadır.
- Bu beslenme modeli; yüksek oranda posa(lif), doymamış yağ asitleri, antioksidanlar ve biyoaktif bileşenler içermesiyle öne çıkmaktadır.
- Akdeniz tipi beslenmenin kalp hastalıkları, diyabet, kanser ve alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara karşı koruyucu olduğu kanıtlanmıştır. Bununla birlikte doğal kaynak kullanımındaki düşük etkisi ile de gezegen dostu bir beslenme modelidir.
Akdeniz Tipi Beslenmede;
Günde en az 5 porsiyon çeşitli renklerde sebze ve meyve, 1-2 porsiyon tam tahıl ve sert kabuklu kuruyemişler, 2 porsiyon süt ve süt ürünleri; haftada 2-4 porsiyon yumurta, en az 2 porsiyon kurubaklagiller ve balık, 2 porsiyon beyaz et tüketilmesi önerilmektedir. Kırmızı et tüketimi haftada en fazla 2 porsiyon, işlenmiş et tüketimi ise haftada en fazla 1 porsiyon olacak şekilde sınırlandırılmaktadır.
Agroekoloji- Küçük Ölçekli Çiftçilik- Köylü Gıda Ağı
Agroekoloji kavramı gıda süreçlerinin ekolojik, ekonomik ve sosyal açıdan adil olmasını hedefleyen ilkeler bütünüdür. Agroekolojinin temelinde aile çiftçiliği( küçük ölçekli çiftçilik veya insan ölçekli çiftçilik) bulunmaktadır.
Aile çiftçiliği veya küçük ölçekli çiftçilik, Köylü Gıda Ağı’nın temel bir parçasıdır. Küçük ölçekli üreticiler genellikle aile liderliğinde olan, aile iş gücüne dayalı üreticilerdir. Köylü Gıda Ağ’ı (Peasant Food Web)ise yalnızca çiftçiliği değil, aynı zamanda hayvan yetiştiriciliği, çobanlık, balıkçılık, avcılık ve toplayıcılık gibi tüm küçük ölçekli, yerel ve geleneksel gıda sistemlerini kapsayan bir kavramdır.
Endüstriyel gıda sistemi (Industrial Food Chain), doğal kaynakların büyük kısmını kullanmasına rağmen dünyadaki insanların çok azına yetecek kadar üretim yapabilmektedir. Köylü gıda ağı ise kaynakları daha verimli kullanarak dünyadaki nüfusun büyük kısmını beslemektedir. Konunun daha açık bir şekilde anlaşılması adına sayısal verilerle durumu ifade edelim:
ETC Group’ un ‘’Who Will Feed Us’’ raporuna göre endüstriyel gıda sistemi fosil yakıtların %90’ını, tarımsal suyun yaklaşık %80’ini, tarım arazilerinin % 75’inden fazlasını kullanarak dünya nüfusunun yalnızca %30’undan azına besin sağlayabilmektedir. Öte yandan Köylü Gıda Ağı tarımsal arazilerin yaklaşık %25’ini kullanarak dünya nüfusunun %70’inden fazlasını beslemektedir.
Çok açık bir şekilde görüldüğü üzere endüstriyel gıda sistemi ürettiği gıdanın tümünü verimli biçimde insanlara ulaştıramıyor. Üretilen besinlerin önemli bir bölümü et üretimi, biyoyakıt ve diğer gıda dışı kullanım alanlarında; bir kısmı ise taşıma, depolama ve işleme aşamalarında kaybolurken, bir diğer kısmı hane halkı düzeyinde israf edilmektedir. Sonuç olarak, endüstriyel gıda zincirinde üretilen besinlerin yaklaşık %76’sı sofraya ulaşmadan yok olmakta ve yalnızca %24’ü insanlar tarafından tüketilebilmektedir.
Buna karşılık, Köylü Gıda Ağı Endüstriyel Zincir’den çok daha az enerjiye ihtiyaç duyar. Ayrıca Köylü Gıda Ağı, bitkiler, hayvanlar ve balıklar genelinde Zincir tarafından kullanılan biyoçeşitliliğin 9 ila 100 katını besler, bu da sistemi iklim değişikliğine karşı daha dirençli kılarken küresel gıda güvenliği için temel oluşturur. Demek istiyorum ki Köylü Gıda Ağı kaynakları daha verimli kullanır; çeşitlilik, geleneksel bilgi, yerel ekonomi, sürdürülebilirlik, adalet ve gıda güvenliği açısından önemli bir alternatif sunar.
Sürdürülebilir Beslenme ve Sağlıklı bir Çevre İçin Ne Yapmalıyız?
Gıda israf edildiğinde, gıda üretimi ve tüketicilere sunulması için kullanılan kaynaklar da boşa gider. Bu kaynaklar arasında para, enerji, arazi ve su ile birlikte emek ve zaman bulunur. İsraf edilen gıda, tüketiciye asla ulaşmayan kilokalori ve mikrobesinlerin israfını gösterir. Bir tüketici olarak her birimiz, gıda israfının azalmasına katkıda bulunabiliriz. İşte, bu noktada yapabileceğiniz bazı öneriler:
Planlı alışveriş: Alışveriş listesi ve haftalık yemek planı hazırlamak, tok karna alışverişe çıkmak ihtiyaçtan fazlasını almanın önüne geçer.
Doğru Saklama: Doğru saklamateknikleri kullanmak besin tazeliği ve gıda güvenliği için önemlidir.
Artan Yemekler: Evde artan yemekler uygun şekilde saklandığında daha sonra güvenle yenebilir veya başka bir yemeğin hazırlanmasında malzeme olarak kullanılabilir. Bu noktada mühim olan, pişmiş yemeklerinizi en fazla 2 saat içerisinde buzdolabına kaldırmanızdır.
Market ve Etiket Okuma:
- Alışveriş yaparken STT/SKT/TETT gibi tarihleri kontrol edin.
- Etiketlerdeki “son tüketim tarihi (STT)” gıdanın güvenle tüketilebileceği son günü gösterir ve bu tarihten sonra ürün tüketilmemelidir.
- ‘’Tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT)” ise ürünün kalite açısından en iyi dönemini belirtir, uygun koşullarda saklandıysa bu tarihten sonra da genellikle güvenle tüketilebilir. Bu farkı bilmek hem gıda israfını azaltır hem de güvenli tüketimi sağlar.
- Geri dönüştürülebilir ambalaj malzemelerine sahip ürünleri tercih edin.
- Plastik poşet/ kese kağıdı kullanımı yerine bez poşetler/ kendi oluşturduğunuz taşıma torbalarınızı kullanın.
- İşlenmiş/ paketli ürün tüketimini azaltın.
- Paketli sebze-meyve yerine taze ve açık olanları tercih edin.
- Yerel, coğrafi işaretli ve sürdürülebilir tarım uygulaması taşıyan (GMP vb.) ürünleri tercih ederek ithalat kaynaklı karbon ayak izini azaltın.
- Yerel ve mevsiminde sebze-meyve, sezonunda avlanmış balık, ılımlı miktarda süt ürünü, sınırlı miktarda kırmız et tüketimi ile sürdürülebilir beslenmeyi destekleyin.
Çevresel Ayak İzi:
- Dünya genelinde su ayak izinin en büyük payı tarımsal üretimden gelir ve hayvansal gıdalar( özellikle sığır eti) bitkisel ürünlere kıyasla çok daha yüksek su gerektirir.
- Benzer şekilde, karbon ayak izinde en yüksek değerler kırmızı et ve diğer hayvansal ürünlerde görülürken; sebzeler, bakliyatlar ve tahıllar çok daha düşük çevresel etkiye sahiptir.
- Bununla birlikte bir ürünün ayak izi üretim yöntemine, coğrafi konuma ve seracılık/ sulama gibi uygulamalara göre değiştiğinden yerel ve mevsiminde gıdaların tercih edilmesi su ve karbon ayak izini azaltmanın pratik ve etkili bir yoludur.
Mutfağımızdaki Güç!
- Sebzelerin yenilebilir kök, sap ve yapraklarını değerlendirin. Kabuklu yenilebilir sebzeleri soymadan kullanmak hem besin kaybını hem de atığı azaltır.
- Sebzelerin/makarnanın haşlama suyunu veya evde yoğurt yapıyorsanız yoğurt suyunu çorba, içecek vb. yaparak değerlendirin.
- Çekici görünümünü ve tazeliğini kaybetmeye başlayan meyve ve sebzeleri atmak yerine onları püre, çorba, ev yapımı meyve konservesi, puding ve smoothie hazırlarken kullanın.
- İlk giren ilk çıkar! Yeni satın aldığınız gıdaları dolabın arkasına yerleştirirken daha eski olanları ön tarafa koyarak önce onları kullanın.
- Gıdaları dondururken, dondurucuya koyduğunuz tarihi kabın veya ambalajın dışına yazın. Burada da ‘’ilk giren ilk çıkar’’ ilkesi önemlidir.
- Buzdolabını aşırı doldurmadığınızdan emin olun çünkü bu, buzdolabının işleyişini ve performansını etkileyebilir.
- Kuru gıdaları serin ve kapalı kaplarda, taze gıdaları ise buzdolabının uygun bölümlerinde saklayarak hem gıda güvenliğini hem de raf ömrünü artırabilirsiniz.
- Gerektiği kadar pişirin veya tüketemeyeceğiniz kadar fazla yemek pişirdiğinizde onları komşularınıza ya da sokak hayvanlarına verebilirsiniz.
- Yenmeyen gıda artıkları (kabuklar, küçük kemikler vb.) çöpe gitmek yerine kompostlanabilir. Böylece hem toprağın besin değerini artırır hem de çöp sahalarında metan gazı oluşumunu azaltarak çevresel etkiyi düşürür.
Daha Az(yeterli) ama Daha Bilinçli:
Farkında bir şekilde, sakince yemek ve açlığınıza hücrelerinizi besleyecek besinlerle cevap vermek, aşırıya kaçmamak önemlidir. Benim görüşüm şudur ki gereksiniminizi aşmayan, ölçülü beslenme ile hem bütüncül sağlığınız desteklenir hem de çevresel etki azalır. Paracelsus’un da dediği gibi ‘’Zehir ile ilacı ayıran dozdur.’’ Aşırı tüketim biz insanların ve yaşadığımız ortamın zarar görmesine neden olur.
