Plastikler, hafifliği ve esnekliği başta olmak üzere birçok avantajı sebebiyle dünya çapında yaygın bir şekilde ambalaj, besin kapları, tarım, sağlık, ulaşım gibi pek çok sektörde kullanılmaktalar. Ancak plastik ürünler, geri dönüştürülüp yeniden kullanılmak amacıyla tasarlanan ürünler değildir. Küresel Plastik Görünümü Raporu,
dünya genelinde mevcut plastik atıkların sadece % 9’unun geri dönüştürülebildiğini belirtiyor. Yapılan tahminler bireylerin her yıl on binlerce plastiğe maruz kaldığını gösteriyor. Üretilen bu plastikler fiziksel, kimyasal, biyolojik bozunma süreçleriyle mikro ve nano plastiklere parçalanıyorlar. Mikro-nanoplastikler toprak, hava, su gibi çevresel kaynaklar, besinler ve kişisel kullanım amaçlı ürünlerde bulunuyorlar. Plastiklere günlük hayatımızda hangi kaynaklardan maruz kaldığımıza daha yakından bakalım: Plastik su şişeleri, plastik poşetler, hazır yemek kapları, saklama kapları, pipetler, kıyafetler; güneş kremi, şampuan, ruj gibi bakım ürünleri, biberon, oyuncaklar; aşındırıcı temizlik maddeleri, deterjan, araç lastiklerinin aşınması sonucu oluşanlar; bal, tuz, balıklar ve diğer deniz mahsülleri, sebze ve meyveler, bebek mamaları; toprak, hava ve su. Bunca maruziyet kaynağı saydık, plastikler çok yaygın dedik, büyük çoğunluğu geri dönüşüme kazandırılamıyor dedik, peki bunun anlamı ne? Plastikler; insan sağlığı, çevre ve ekosistemdeki diğer canlılar üzerinde yaygın olumsuz etkileri bulunan kirleticiler. Bu sebeple uzun süreli plastik maruziyeti hakkında da giderek artan endişeler mevcut.
Görüldüğü üzere mikro-nanoplastikler çağımızın en yaygın çevresel kirleticilerinden biri halinde! Yapılan çalışmalar mikro-nanoplastiklerin kardiyovasküler(kalp-damar), gastrointestinal(mide-bağırsak), solunum, üreme sistemlerinde olumsuz sonuçlar ve kanser ile obezite gibi hastalıklar ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Yani, ne kadar çok maruziyet o kadar çok hastalık riski diyebiliriz. Çeşitli çalışmalarda bu plastikler kan, tükürük, dışkı, akciğer dokusu, plasenta, meni, anne sütü, kalp kapakları ve damar dokuları gibi insan doku ve sıvılarında tespit edilmişler. Önce dışarıdan kuşatıldık ve artık içimizdeler! İşte bu sebeple bilinçli birer vatandaş olup hem kendimize hem de çevremize karşı iyi bir insan olabiliriz. Çünkü mesele sadece biz insanların plastiğe maruz kalması ve bunun bizi hasta etmesi değil. Mikro-nanoplastikleri doğadan uzaklaştırmak oldukça zor, kalıcıdırlar ve birikirler. Bu durum özellikle su ekosistemi için daha da endişe verici hale geliyor. Pek çok sucul canlı deniz ve okyanuslardaki plastikler nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu mikro-nanoplastikler, doğada sessiz birer taşıyıcı gibi hareket ediyorlar. Üzerlerinde hastalık yapıcı canlıları taşıyarak enfeksiyon riskini her yere yayıyorlar. Üstelik içlerinde birçok farklı kimyasal barındırıyorlar ve bu maddelerle hem bizim sağlığımızı hem de ekosistemi bozuyorlar. İşin aslı, plastik kullanımını azaltmak sadece çevreyi temiz tutma meselesi değil, doğrudan yaşamın kendisini koruma mücadelesi haline geliyor.
Peki bizler plastik kullanımını nasıl azaltabiliriz?
Günlük hayatımızda yapacağımız bilinçli tercihler, plastik kirliliğini kırmak için en büyük silahımızdır. İlk adım olarak giysi dolabımızda bir dönüşüm başlatabiliriz. polistiren, akrilik ve naylon gibi sentetik polimerler yerine pamuk ve yün gibi doğal liflerden yapılmış giysileri tercih etmek bu noktada önemlidir. Çünkü bu sentetik ürünler sadece atık olduklarında değil, kullanıldıkları süre boyunca da aşınma ve yıkama yoluyla doğaya mikroplastik salan temel kaynaklar arasındadır. Hatta bu sebeple çamaşır makinelerine mikroplastik filtre takmak, suya salınan miktarı azaltmada yardımcı olabiliyor. Yaşam alanlarımızdan şişelenmiş su ve tek kullanımlık plastik ürünleri çıkarmak da hem çevreyi hem de doğrudan kendi sağlığımızı korumamızı sağlar. Yapılan araştırmalar, plastik şişelerdeki sularda mikroplastiklerin bulunduğunu ve bu parçacıkların vücudumuzda birikebileceğini net bir şekilde ortaya koyuyuor. Plastik yerine cam malzemelerden yapılmış kaplar veya gerçekten biyobozunur alternatifler kullanmak, bizi bu “toksik” döngüden uzaklaştırarak daha güvenli ve sürdürülebilir bir yaşamın kapısını aralar. Unutmayalım ki plastiğin zararı sadece çöp kutusuna atıldığında değil, hammadde çıkarımından üretimine ve kullanımına kadar her aşamada sağlığımızı tehdit eder. Bu yüzden “gereksiz” plastikten kaçınmak, sadece bir çevre duyarlılığı değil; insan, hayvan ve ekosistem sağlığının bir bütün olduğunu savunan “Tek Sağlık” yaklaşımının en temel gereğidir. Kendi sağlığımızı korumak için attığımız her adım, aslında tüm gezegenin iyileşmesine katkı sağlar. Bir sonraki yazıya kadar sevgiyle kalın!
