2026 yılına ilk girişimizi herkesi şoke eden ABD-Venezuela kriziyle yapmıştık. Nicolas Maduro bu dönemin adamı olabilir ama öncesini hiç konuşmadık.
Maduro’dan önce Venezuela nasıldı?
Yaşanan bütün sıkıntılar gerçekten Maduro’nun eseri miydi, yoksa bu tablo daha önceden mi şekillenmişti?
Venezuela krizi Maduro’yla başlamadı; ama onun döneminde yönetilemez hâle geldi.
Hepsine baştan başlayalım.
Hugo Chávez kimdir?

Hugo Chávez, Venezuela siyasetinde Nicolás Maduro’dan önce gelen ve ülkenin bugünkü rejimini şekillendiren isimdi. 1954 doğumlu bir asker olarak devletin yapısını içeriden tanıdı ve klasik bir siyasetçi profili çizmeden sahneye çıktı. Onu görünür kılan şey, 1992’deki başarısız darbe girişimiydi. Darbe başarısız oldu ama Chávez televizyonda yaptığı kısa konuşmada “por ahora” (şimdilik) diyerek aslında geri döneceğini ilan etti. Bu cümle, Chávez’in hikâyesinin başlangıcı oldu.
1998’de yapılan seçimleri kazanarak iktidara geldi. Eski düzeni, yolsuzluğu ve elitleri hedef alan bir söylemle kendini “halkın adamı” olarak konumlandırdı. İktidara gelişi bir darbeyle değil, sandıkla oldu ve bu, ona uzun süre güçlü bir meşruiyet sağladı.
Chávez neden sevildi?
- İktidara gelir gelmez petrol gelirlerini yoksul kesimlere yönlendirdi. Sağlık, eğitim ve gıda destekleriyle devlet, daha önce neredeyse hiç ulaşmadığı insanlara temas etmeye başladı.
Kendini halktan biri olarak konumlandırdı. Asker kökenli olması, sade dili ve resmi olmayan üslubu, onu klasik siyasetçilerden ayırdı. - Halkla doğrudan ilişki kurdu. Saatler süren televizyon konuşmalarıyla seçmenle arasına mesafe koymadı; siyaseti uzaktan yönetilen bir alan olmaktan çıkardı.
- Net bir “biz ve onlar” ayrımı yarattı. Yoksullar için bu “biz”, yıllarca dışlanmış olmanın karşılığıydı; karşısına koyduğu elitler ve dış güçler ise ortak bir düşman işlevi gördü.
- Birçok insan için Chávez, sadece bir lider değil, kendilerini ilk kez temsil eden bir figürdü.
Peki Chávez dönemi ABD-Venezuela ilişkileri nasıldı?
Chávez döneminde Venezuela’nın dış ilişkileri, özellikle ABD ile olan ilişki, açık bir gerilim üzerine kuruldu. Chávez kendini Latin Amerika’da ABD etkisine karşı duran bir lider olarak konumlandırdı ve Washington’u yalnızca dış politik bir aktör değil, ülkedeki eski elit düzenin sembolü olarak hedef aldı. Bu söylem, içeride kurduğu “biz ve onlar” ayrımının dış politikadaki yansımasıydı.
Gerilimin merkezinde petrol vardı. Venezuela ABD’nin önemli petrol tedarikçilerinden biri olmaya devam ederken, Chávez bu bağımlılığı ideolojik bir koz olarak kullandı. Sert ABD karşıtı söyleme rağmen ticari ilişkiler tamamen kopmadı; petrol akışı sürdü. Aynı dönemde Küba başta olmak üzere Rusya, Çin ve İran gibi ABD’ye mesafeli ülkelerle ilişkiler güçlendirildi.
Sonuç olarak Chávez’in ABD politikası, içerideki liderliğini beslerken Venezuela’yı uluslararası alanda giderek daha yalnız bir konuma taşıdı.
Yani Maduro ABD konusunda bir miras mı devraldı?
Chávez gerilimi yönetilebilir bir siyasi araç olarak kullandı; Maduro ise aynı hattı devraldı ancak bu kez söylemle sınırlı kalan çatışma, onun döneminde eyleme dönüştü. Chávez döneminde ideolojik bir dil olarak kurulan gerilim, Maduro döneminde yaptırımlar ve sert siyasi hamlelerle somut bir çatışmaya dönüştü.

Peki Chávez Bir Diktatör müydü?
Buna kesin bir yanıt vermek zor.
Chávez iktidarı süresince yoksul kesimi arkasına alarak gücünü pekiştiren bir liderdi. Yoksullara yardım sağladığı, devletin imkanlarının kapılarını onlara açması gerçekti.
Belki muhalefetin alanını daraltması ya da medya üzerinde baskı kurması bu soruya evet cevabını verebilir ancak halkla kurduğu bağın gerçekliği sorumuzu yanıtsız bırakıyor.

Maduro Bir Chávez Miydi?
Maalesef olamadı. Chávez sistemi kurdu; Maduro ise bu sistemi yönetemedi. Çünkü Chávez’in halkla kurduğu bağ, devralınabilecek bir mirastan çok, ona özgü bir güçtü.
Beste Dalkılıç

1 Yorum
Pingback: hello world