2026 yılına ilk girişimizi herkesi şoke eden ABD-Venezuela kriziyle yapmıştık. Nicolas Maduro bu dönemin adamı olabilir ama öncesini hiç konuşmadık. Maduro’dan önce Venezuela nasıldı? Yaşanan bütün sıkıntılar gerçekten Maduro’nun eseri miydi, yoksa bu tablo daha önceden mi şekillenmişti? Venezuela krizi Maduro’yla başlamadı; ama onun döneminde yönetilemez hâle geldi. Hepsine baştan başlayalım. Hugo Chávez kimdir? Hugo Chávez, Venezuela siyasetinde Nicolás Maduro’dan önce gelen ve ülkenin bugünkü rejimini şekillendiren isimdi. 1954 doğumlu bir asker olarak devletin yapısını içeriden tanıdı ve klasik bir siyasetçi profili çizmeden sahneye çıktı. Onu görünür kılan şey, 1992’deki başarısız darbe girişimiydi. Darbe başarısız oldu ama Chávez televizyonda yaptığı…
Yazar: Beste Dalkılıç
2026’nın ilk günlerinde hepimizi şaşırtan ama şaşırtmakla kalmayıp, ‘bu gerçekten mümkün mü’ diye de sordurtan Venezuela krizini birlikte inceleyelim. ABD ve Trump yönetimi Nicolás Maduro’yu devirdi denebilir ama neden? Peki Maduro kim? Venezuela halkı beklenen aksine neden mutlu? Bu yazıda hepsinin cevabı var. Hadi başlayalım. Nicolás Maduro Kimdir? Nasıl Başa Geçti?Nicolás Maduro, 23 Kasım 1962 doğumlu Venezuelalı politikacı, uzun yıllar Hugo Chávez’in yanında siyaset yaptı ve 2013’te Chávez’in ölümünün ardından düzenlenen seçimi kazanarak devlet başkanı oldu. Venezuelalı lider, Chávez’in sosyalist çizgisini sürdürdü ve Birleşik Sosyalist Parti’nin (PSUV) en önemli figürlerinden biri oldu. Yönetimi döneminde ekonomik kriz, hiperenflasyon ve siyasi baskılar…
Küçüklüğümüzü düşündüğümüzde, bugüne kıyasla ne kadar çok şey yaptığımızı hiç fark ettiniz mi? “Sıkılmak eskide mi kaldı?” sorusu, özellikle 90’lar çocukları için hâlâ düşündürücü. “Sıkılmak” kelimesinin gerçekten bir anlamı olduğu zamanlardan… İçini doldurabildiğimiz, adını koyabildiğimiz bir can sıkıntısından. O zamanlar sıkılmak bir eksiklik değildi. Aksine, bir boşluktu. Ve o boşluk kendi kendine dolardı. Annelerimizle misafirliğe gittiğimiz anı düşünün. Büyükler oturur, biz kenarda kalırdık. Konuşulanlara dâhil edilmezdik ama tamamen dışarıda da sayılmazdık. Ne telefon vardı ne tablet. Sessiz olmamız beklenirdi ama zihnimiz hiç susmazdı. Oturduğumuz yerde dururduk ama düşüncelerimiz sürekli bir yerlere giderdi. Camdan dışarı bakardık. Karşıdaki bakkalın tabelasında gördüğümüz kelimeyi…
Senenin bitmesiyle birlikte hepimizde 2025’in tatlı ama ağır yorgunluğu var. Böyle zamanlarda kendimizi bir başka romanın içine sürüklemek bazen zor olabiliyor hatta deyim yerindeyse hikayenin içine girmek tam bir kaos haline geliyor! Kısa öyküler ise hem kendi hayatımızdan kaçmamızı hem de öykünün içinde kaybolmamızı sağlayan bir kaç saatlik küçük molalar yaratıyor. İşte size 2025 biterken 4 kısa hikâye önerileri! 1. Ölümün Dostu Kısa öykülerden bazen o beklediğimiz derinliği almadığınızı düşünebilirsiniz ama Ölümün Dostu tam da bu önyargıyı kıran metinlerden biri. İspanyol yazar Pedro Antonio de Alarcón’un, “herkesin ölümü kendine göredir” fikrini merkezine alan bu kısa öykü kitabı, aynı zamanda Uzun…
Hayal kurmanın bir sınırı var mı? İş yerinizde, otobüste, belki evi toplarken bir anda daldığımız o anı bir düşünelim. Mutlu olacağımız anları düşünürüz. Bir manzara düşünürüz. En renkli, en canlı halimizi yansıtalım. Bir hayali gerçekmiş gibi en uç noktalarına kadar betimleyerek devam edelim. Mesela bir bahçe, sıcak hava ve yemyeşil ağaçlar. Tam bir hayal olması için toprak kokusunu bile hissetmeniz gerekir. Havanın sıcaklığını ayarlarsınız. İşte mutlu bir tablo. Harika bir manzara. Biri sizi gerçekliğe döndürene kadar o manzaraya eklemeler yapıp durabilirsiniz. Belki uzaktan gelen dalga sesleri belki de gülüp eğlenen çocuklar… Sonra aniden bir sesle dünyamıza döneriz. Bildiğiniz ofis, otobüsün…
Saramago derken tabii ki hepimizin bir yerde mutlaka dikkatini çeken o sarı kapaklı kitaplardan bahsediyorum. José Saramago kitapları, ilk bakışta göz korkutan ama içine girildiğinde okuru düşünmeye zorlayan güçlü anlatılar sunar. İsimleriyle insanı kendine çeken, elinize alıp incelediğinizde “bu okunur” dedirten; fakat sayfaları çevirmeye başlayınca noktasız cümlelerin virgüllerinde kaybolduğunuz o başyapıtlardan… Modern edebiyatın mihenk taşlarından, 20. yüzyılın belki de en güzel hediyesinden söz ediyorum. KÖRLÜK Saramago’nun belki de bizim ülkemizde en bilinen eseri tabii ki Körlük. Harika bir toplum eleştirisi olan bu eser, okurken “böyle bir şey gerçekten olabilir mi?” sorusunu akıllarımıza sokuyor. Bilmeyenler için kısaca özetleyelim:Günümüz dünyasında insanlar aniden…
Hepimiz E.T’yi çok seviyoruz değil mi? Hadi onun bugün evimizin arka bahçesine geldiğini düşünelim. Filmdeki çocukların onun varlığını saklamak için harcadığı çabaları bugüne uyarlayalım, kahramanımızı nasıl kurtarırdık? Evde, muhtemelen telefonunuzdan ya da tabletinizden sosyal medyada gezdiğiniz bir anda büyük bir gürültü duyuyorsunuz ve arka bahçenizde küçük, tatlı, koca gözlü bir varlık var. İlk şoku atlattıktan sonra kendisiyle iletişim kurmaya başladığınız o ana gelelim. Bugünün dünyasında sosyal medya gösteri kültürü öyle baskın ki, E.T gibi bir misafir bile bu sahnenin parçası oluyor. Görüntülü Arama İlk başta en yakın arkadaşınızı görüntülü arıyorsunuz. ‘Buna inanamazsın evimi uzaylı bastı!’. Arkadaşınızı inandırma kısmı bitince yanınıza…
En zor seçim bazen bir akşam yemeğindeki 30 aynı fotoğraf arasında oluyor. Güzel bir akşam yemeğine gittiğini düşünün. Boğaz’da bir restoran olabilir. Işıklar, yemekler, manzara, servis… Her şey mükemmel. Ve işte o büyülü cümleler çıkıyor: “Hadi fotoğrafımı çek!” Bundan 20 yıl önce bu cümle günlük yaşamın parçası değildi. Hatta hatırlayın, bazen mekanın bir fotoğrafçısı olur, sizi çeker ve baskılı halini verir, iyi ya da kötü… Anı olsun diye alırdınız. Arkasına tarih atıp sakladığımız o anlar artık tarih oldu. Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri, her anı mükemmel kareyle yakalama telaşı başladı. Artık bu kadar hızlanan dünyada esas sorun, hangisini seçeceğimizi bilememek.…
Günümüzde bir arkadaşından ya da akrabasından bir şey görüp link istemeyen kaldı mı? Özellikle 2025 için pek mümkün görünmüyor. Hayatlarımızı her ne kadar gereksiz şeylerden uzak tutarak yaşamaya çalışsak da eskiden gereksiz gördüğümüz şeylerin yerini yeni gereksizlerle doldurmak çağımızın klasik tabirle hastalığı değilse de yeni alışkanlığı diyebiliriz. Yeni şeylere sahip olmayı severken minimalizm sizce hayatımızın neresinde? Minimal yaşam isteği bugünlerde pek çok kişinin en büyük isteği çünkü evet her şey birbirine girmiş durumda. Peki her şeyin bu kadar hızlandığı bir yılda, minimalizm gerçekten bir çözüm mü, yoksa sadece iyi hissettiren bir fikir mi? Minimalizm fikrinin ne olduğuna daha derinden bakalım.…