Tam adıyla Seyyid İmadeddin Nesimi olan, ama halk arasında sadece Nesimi olarak bilinen Azeri şair, 13. ve 14. yüzyılda Azerbaycan edebiyatını zirveye taşıyan divan şairidir. Şiirlerinde ustalıkla kullandığı kelimeler, döneminde edebi dilin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Genellikle Arapça ve Farsça şiirler yazmış olmasına rağmen ulusal dili her zaman diğerlerinden üstün tutmuştur. Biz bugün onu Azerbaycan Türkçesi ile yazılan “Sığmazam” isimli gazeli ile tanıyoruz.
Şairin kesin olarak nerede dünyaya geldiği konusunda farklı yorumlar olsa da genellikle 1339 ve 1344 yılları arasında Bağdat’ın küçük bir kasabasında dünyaya geldiğine inanılır. Şairin tam adı Seyyid İmadeddin Nesimi’dir. İsmindeki “Seyyid” unvanından dolayı belirli bir kesim onun Hz. Peygamber’in soyundan geldiğine inanırdı ve bu da ona yaşadığı dönemde büyük bir saygınlık kazandırmıştı. Öte yandan Nesimi mahlası ise Arapçadan gelmektedir ve “esinti, rüzgâr, nefes” anlamlarını taşımaktadır. Şiirlerinde de genel olarak benimsemiş olduğu hayat felsefesini yansıtan şair Nesimi, bu mahlas ile insanoğlunun bir nefes kadar özgür olduğunu, bir esinti kadar geçici olduğunu anlatmayı amaçladığını simgeler. Şairin gençlik yıllarında en dikkat çeken nokta ise sadece basmakalıp ilimlerle değil, aynı zamanda dönemin farklı tasavvuf kolları ile de ilgilenmiş olmasıdır. Anadolu’da yaygın olan tasavvufi hareketlerden derinlemesine etkilenmiştir.

Dönemin dini ve siyasi atmosferinde belirlenen düşünceler dışında farklı görüşleri açıkça belirtmek büyük cesaret isterdi; çünkü dönemin din adamları bu konularda oldukça hassastı. Genç Nesimi, erken yaşlarından itibaren güçlü hitabet gücüne ve keskin bir şair kalemine sahipti. Her gün kalemini daha da güçlendirmek ve bütün inancını yazılarına dökmek için derin arayışlar içerisindeydi. Bir gün Nesimi’nin yolu Hurufilik inancı ile tanıştı ve bütün hayatı değişti. Hurufilik inancının temeli, harflerin ve sayıların kutsal kabul edilip gizli anlamları ve özellikleri olduğuna dayanır. Bu inanış, 14. yüzyılda Fazlullah Hurufi tarafından İran’da ortaya çıkmıştır. Bir tasavvuf biçimi olan Hurufilik’in yanında, aynı zamanda En-el Hak düşüncesini de benimseyen Nesimi, bu inanışlara dayalı düşüncelerini çokça kaleme almaya başladı ve halk arasında tedirginliğe sebep oldu; çünkü En-el Hak inanışı en basit hâliyle insan ve yaratıcı arasındaki ilişkiyi temele alır ve “Ben Hakk’ım” diyerek kendi benliğini savunması ile yaratıcının yeryüzündeki temsili olduğuna inanmaya dayanır. Bir diğer deyişle, yaratıcının insan vücudunda yer edinmesidir. Yani bu inanış ile iman edenler aslında “Beni Tanrı yarattıysa, o zaman siz de bana bakınca bende Tanrı’yı görebilirsiniz” demeye getirir. Nesimi’nin bu inanç temelleri ile yazdığı şiirleri, Kur’an-ı Kerim’i doğru yolu gösteren bir kitap olmaktan çıkarıp Hurufilik anlayışını destekleyen şifreli bir kitap rolü oynamaya başlamıştı; bu yüzden dönemin halkı ve din adamları Nesimi’yi yoldan çıkmış bir kafir olarak adlandırıyordu. Oysa Nesimi’nin amacı hem İslam’ın yüzeysel kalan yorumlarına farklı bir bakış açısı getirmek hem de insanı kutsal bir varlık olarak Hurufi inancı ile yorumlamaktı.
Şair Nesimi, insanın yaratıcıya yakın bir kul olmasının yanı sıra bizzat yaratıcının yeryüzündeki yansıması olduğuna inandığını halk arasında sıkça dile getiriyordu. Fakat bu tepkiler Nesimi’yi hiç korkutmuyor; sanatını kendi inandığı gibi icra etmekten tek bir şüphe duymuyordu. Bu tavırları Halep’te büyük yankı uyandırmıştı ve dönemin din adamları tarafından halkı ayaklandırmak ve şeriat anlayışının temelini derinden sarsmak suçlarından idama mahkûm edilmişti. 1417 yılında öldürülmesi için verilen fetva sonrası canlı canlı derisi yüzüldü. Bir rivayete göre dönemin müftüsü Nesimi’nin derisi yüzülürken, “Bu gördüğünüz öyle bir kafirdir ki akan pis kanı insanoğluna temas ettiğinde bile o uzvu kesip atmak lazım gelir.” der ve Nesimi’yi lanetler. Tam da bu sırada müftünün parmağına bir damla Nesimi’nin kanı sıçrar. Olayı izleyen halk, müftüye parmağını kesip kesmeyeceğini sorar; o da “Biraz su ile yıkanınca temizlenir.” cevabını verir. O sırada derisi yüzülen Nesimi gülerek cevap verir ve şu beyti söyler:
“Zâhidin yek parmağın kessen dönür Hakk’tan kaçar
Gör bu miskin âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz”
Bir diğer deyişle, “Aşık canını verir, Zahid parmağını veremez.” Nesimi kendini burada aşık konumunda, müftüyü de Zahid, yani sözde Müslüman olup dünya malına mülküne önem vermeyen, haramdan sakınıp ibadet eden kişi anlamında konumlandırmıştır.
Vefatından yüzyıllar sonra bile cesur şiirleri ile anılan büyük divan şairi Nesimi’yi herkes meşhur dizeleriyle tanıyor:
“Məndə sığar iki cahan
Mən bu cahana sığmazam
Gövhəri-laməkan mənəm
Kövnü məkana sığmazam”
Yani Nesimi diyor ki: “Ben iki dünyayı da içime sığdırırım ama bu dünyaya sığmam; yersiz ve yurtsuzum, kâinata sığmam. Genç benim, yaşlı benim, ateşle yanan ağaç benim. İki dünya bende sığar, ben bu dünyaya sığmam.”

