Uzaklardan ulaşmakta olan müziğe kulak veriyorum bir süre daha. Yerimden kalkmak
istemiyorum, gözlerimi kapatıp çiçeklerin oluşturduğu koku festivalini doya doya içime çekmek istiyorum. Bir daha ne zaman bu günleri yaşayabileceğimi bilmiyorum, sanırım birkaç saatimi daha bu tembelliğin önüne serebilirim.
Aslında pek de tembellik diyemeyiz bu duruma. Kabul ediyorum, vücudum kendisini bir eylemsizliğin kollarına bırakmış durumda fakat zihnim muhteşem bir karmaşıklığa ev sahipliği yapıyor. Düşüncelerimin bir tanesi için gerekli zamanı tanıyamazken diğeri ön planda beliriyor. Tıpkı bir annenin sabırsız ve minik afacan çocukları gibi. Hepsi onu ilk dinlememi istiyor, hepsi aynı anda dile geliyor ve hepsi bir diğerini itekliyor. Onlara hepsini dinleyebilecek vaktim olduğunu, sırayla bunu yapabileceğimi söylemek istiyorum fakat bunun işe yaracağından şüpheliyim. Bu zamana kadar onları geçiştirmeme o kadar alışmış ki bu düşünceler, fırsatını buldukları anda harcadıkları bu çaba hiç de mantıksız değildi.
Zihin kayığıma atlıyorum, yavaşça ilerlemeye başlıyorum belirsiz sularda. Düşüncelerimin her biri kenarda beliren kara parçaları, benim ise bu kara parçalarını ziyaret etmek için ne vaktim ne takatim var. Her kara parçasının önünde birbirinden daha güçlü akıntılar bulunmakta çünkü. Bu sebeple her birinden birer kelime alıyorum sandalıma. Taşımayacağım ağırlığa ulaştığında sandal akıntı olmayan bir kenarda durup yepyeni bir düşünce parçası oluşturuyorum. Bu durumun yükümü arttırmaktan başka ne işe yaradığı üzerine düşünmek istemiyorum çünkü cevabını veremeyeceğimi biliyorum. Üstelik cevabı düşünürken de yepyeni bir kara parçası oluşturmam gerekecek. Bu şekilde oluşturduğum kara parçaları üzerinde bir süre düşününce aralarında bağlantı kırıntıları bıraktığımı fark ediyorum. Fark etmeden her kara parçasının arasına köprüler kurduğumu fark ediyorum. Sanırım artık sandala ihtiyacım yok, beni bir diğer düşünceye ulaştıracak köprülerim var. İlk oluşturduğum kara parçasına yöneliyorum, kalan takatim ve sandalımın parçalanması pahasına da olsa o kara parçasına ulaşmam gerektiğini hissediyorum. Adımımı kara parçasına attığımda ise sandalım sulara karışıyor. Devam ediyorum yoluma, her ne kadar kısım kısım tanıdık gelse de bu kara parçası keşfedilmeyi bekliyor. Adım atılmamış köşe bırakmıyorum, bazı yerlerde ise iki üç kez adımlıyorum. İçimdeki his bunun yeterli olduğunu söylediğinde ise köprüye yöneliyorum. Yavaş yavaş adımlarken köprüyü bütün manzaralar bir yapboz misali birleşiyor ve bir anlam ifade etmeye başlıyor. Köprünün ortasına vardığımda ise son bir kez dönüp bakıyorum ardıma, ortaya çıkan anlam berrak bir su misali beliriyor zihnimde, yoluma devam ediyorum. Bu şekilde oluşturduğum, birbirine köprüleri olan düşünce parçalarının hepsini geziyor ve anlamlarını benimsiyorum. Oluşan anlamların bağlantılarını da kurabiliyorum fakat ben bu düzenlenmiş düşüncelerle ne yapacağım?
Doğanın uyumlu dansı ve aklımda dolanan müzik eşsiz bir birleşimle büyülüyor beni. Gülümsüvorum kendi kendime, vavasca etrafima bakıvorum. Günesin gökvüzüne bir hayli veda etmiş olduğunu fark ediyorum. Yerimden kalkıyorum ve odanın diğer köşesinde bulunan masaya yineliyorum. Önüme bir kağıt, elime ise bir kalem alıyorum. Bir süre kağıda bakıyorum, sanırım aklımda oluşan düzenlenmiş düşüncelerden artık ne yapacağımı biliyorum.
