Çocukluğumuzdan beri okullarda, dini ve birçok felsefi öğretilerde öfkeden değil sevgiden beslenmemiz gerektiği ve öfke duygusunu olabildiğince törpülememiz gerektiği aşılandı bizlere. Sonra büyüdük, etrafımıza gelişen beynimizin farklı bakış açılarıyla baktığımızda gördük ki olay böyle gelişmiyor. Özellikle toplumsal olaylarda, kitlesel öfke hareketlerinin büyük bir krizi yaratıp aynı öfkeyle çözdüğünü görüyoruz. Eğer çok kutuplu ülkelerde yaşıyorsanız bu durum fazlaca görülüyor. Bireysel düşüncede ve olaylarda da benzer durumu gözlemleyebiliriz. İnsan yaşadığı travma ve bahtsız olaylardan sonra kendini mazlum ve ezik pozisyonunda sonsuza dek bırakamaz. Affetmek veya öç almak. Yapabileceği iki kurtulma yolu bu tarz durumlardan. İki davranış biçimi de öfke duygusundan besleniyor ama farklı yönleriyle. Biri kötücül ve sadece karşı tarafa değil kendine de uzun vadede zarar veren kin tutup öç alma duygusu diğeri ise öfkenin doğru biçimi olan affetmek veya hayatından o kişiyi soyutlamak. Çünkü ilkinde öfkelendiğiniz karşı taraftaki kişiyken diğerinde içinde bulunduğunuz, yaşadığınız ve hoşnut olmadığınız durum. Ve bence kişiden daha çok durumu düzeltmek daha önemli. Sevgiden daha çok öfke insanı diri tutuyor ve doğru yönlendirilirse ki bu dövüş, tartış, kavga et demek değil ; onun yerine kedine ve yaşamına, duygularına iyi geleni yapmak. Tabi bu bireysel durumlar için geçerli!
Toplumsal olaylarda ise öfkenin yanlış kullanılması daha yıkıcı etkilere sebep oluyor: katliam, pogrom vb. pislik ve aşağılık durumlar. Bu tarz olaylardan sonra yine öfke ortaya çıkar yine ve yine. Bu sefer mazlumun öfkesi ki en tehlikelisi. Yani sonu gelmez bir şiddet döngüsüne yol açar. Hala zaten Türkiye’ de de görülen çoğu kitlesel katliamların ana sebebi ve meselesi buradan geliyor. Çünkü Türk halkı geçmişiyle yüzleşip, yaşattığı ve onlara yaşatılanların sorumluluğu üstünde yaşamıyor. Çok çabuk unutuyor ama yaşattığı ve yaptığı tahribatların üstünden tavşan gibi atlıyor bakmıyor bile o tarafa. Beni de böyle bir halkın bir kadını olarak ecdadımın geçmiş günahlarıyla yüzleştirip, onları bir yük olarak omuzlarıma almam ve vicdanın yüküyle hayatıma devam etmemi sağlayan öğreti feminizmdi.
FEMİNİZM ile tanışınca otomatik olarak dünyanın tüm kadınlarıyla etnik kimlik, din, mezhep, bölge farkı gözetmeksizin bir bütün oluşturduğumu ve hepimizin çıkarının aslında ataerki ve iktidar karşıtlığı olduğunu anladım. Bütün beni ezen kalıplardan kurtuldum. Öğrendiğim en önemli şeyin öfkeyle kalkanın değil öfkeyi doğru yere ve kişilere yönlendirmekten korkan acizlerin zararla oturduğu oldu.

